BAŞYAZI

4
    SAĞLIK-LI İLETİŞİM
    
 
     
     Şenol Goncagül
     
     KARABÜK te ne olmuştu?!
     
     7 tane Devlet Hastanesi, Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi ve bir de Eğitim Araştırma Hastanesi çalışanlarına iletişim semineri vermiştik. 
     Öylesine güzel anlar yaşadık ki, halen orada tanıştığımız sağlık çalışanları ile iletişim halindeyiz.
     Hiç kimseye kiminle ne şekilde iletişim kurması gerektiğini öğretmek veya ahkam kesmek gibi bir ukalalığımız veya haddimizi aşma durumumuz da olamaz! Tersine, sadece karşılıklı sohbetler yolu ile bir nevi deşarj olmak, beyin cimnastikleri yapmak, “Bankonun İki Yanı” da bir güzel hatırlayarak, EMPATİ yolu ile zaman zaman devre dışı bıraktığımız sağduyumuzu aktif hale getirmek niyetindeyiz.
     Orada şu da olmuştu aslında;
     *Yapılan o seminerlerde sohbet ettiğimiz konularla ilgili olarak tespitlerimizi rapor halinde üst yönetimlere ve sağlık bakanlığına sunmuş, bir nevi “Durum Tespiti” olarak ta, dilek ve temenniler kayıt altına alınmıştı.
     *Sağlık çalışanlarının – en azından bankonun beri yanındaki- sorunları ve hasta ve hasta yakınları tarafından maruz bırakıldıkları durumların tespitlerini bir kez daha yapmış, bunların yayın yolu ile sonradan yayınlanması ile de hasta ve yakınlarının da EMPATİ kurabilmeleri için dürtmeye çalışmıştık!
     *Günlük büyük stres altında olan sağlık çalışanlarının, espirli ve sohbet havasında geçen bu seminerler sayesinde biraz olsun rahatlamalarına ve gülümsemelerine de katkı sunmuştuk…
     
     İletişim son derece önemli elbette ki…
     Hatırlayanlarınız olacaktır; sanırım geçen yazdı. Lüleburgaz Devlet Hastanesi’nde doğum yapan bir bebek, Bebek Yoğun Bakım Ünitesi olmadığı için hayata tutunamamış ve kaybedilmişti. 
     Bebeğin annesi, Ahmetbey Beldesi’nde yaşayan yeğenim idi. İkizlerinden birini önceden kaybetmişti. İkincisi de, erken doğum ile dünyaya gelmişti ama organları tam olgunlaşamadığı için Yoğun Bakım Ünitesi’nde yaşatılır ise yaşama şansına sahip deniliyordu.
     Tam da yurtdışına çıkmak üzereydim. Benzer durumlar yaşandığında ulaşmam için gsm numarasını veren Genel Sekreteri defalarca aradım. Ne açan olmuştu. Ne de dönüş yapan!
     Ölümle yaşam arasında bekleyen bebek ise, özverili hekimlerin elle beslenen cihazları ile hayata misafir durumundaydı!
     Uzmanın biri dedi ki: “Hiçbir Bebek Yoğun Bakım Ünitesi bebeği kabul etmiyor! Hepsini aradık. Elimizden gelen çok fazla da bir şey kalmadı. Hiç değil ise, yakınlarda bir Bebek Yoğun Bakım Ünitesi olaydı, bu bebeği yaşatmak üzere en azından bir şansımız olabilirdi. Madem ki gazetecisiniz; bunları gündeme getirin ki, bizlerde içimiz kan ağlayarak, daha hayata ilk tutunduğu anlarda insan kaybetmenin üzüntülerini yaşamaktan kurtulalım”
     Uzman sonuna kadar da haklıydı…
     CNN TÜRK’ün Haber Yayın Yönetmeni sevgili dostum Ali Güven‘i aradım. ekranlardan anında bir altyazı geçirttik. “Lüleburgaz Devlet Hastanesi’nde dünyaya gelen bebek, yoğun bakım ünitesi olmadığı ve başka yerlerin de kabul etmemesinden dolayı ölmek üzere…”
     Sadece birkaç dakika sonra, anında dönüşler olmaya başladı! Sağlık Bakanlığı Müsteşarı, bebek için Kocaeli‘de Yoğun Bakım Ünitesi bulunarak, Ambulans Helikopter ile bebeğin alınmak istendiğini söylüyordu…
     Tam da o esnada, bebek son nefesini vermekteydi…
     Sonradan öğrendik ki, o birim aslında Kırklareli Devlet Hastanesi’nde de yeni yeni kurulmuştu! Biz o an iletişim kurabilmiş olsaydık, Genel Sekreter sayesinde o bebeği oraya nakledebilirmişiz!…
     Bu çatırtı sonrasında bir sohbet esnasında görüştüğümüz Sağlık Bakanı: “Şenol! Ben olayı incelettim. Sizin bebek zaten o üniteye yetiştirilseydi de, yaşama şansı yok denecek kadar azmış” dedi…
     Sayın bakanın kulağına şunları fısıldamak zorunda kaldım ben de:
     “Sayın bakanım; yazık ki bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz! Ve yine ne yazıktır ki; o bebeğin yüksek oranda yaşama şansı olsaydı da, kabul eden birim olmadığı için kaybedecektik!”
     Şimdi, eşim o hastanenin doğumhanesinde işe başladı. Hekim veya sağlık ile ilgili uzman bile değil. Diyorum ki kendisine; “Elinden gelebilen her ne var ise onu mutlaka yap. Belki yapacağın şey bir hayatı kurtarmaya yetmeyebilir ama, en azından sağlığın ilk şartı olan MORAL aşılama kısmına katkıda bulunabilirsin! Asık suratlılığı, ön yargılı insanların yarattıkları travmayı, kendilerini hiçbir zaman karşısındakinin yerine koyma erdemini sergileyemeyen sağlıksız sağlık çalışanlarını, yıllarca kızınla birlikte kaldığın hastane odalarında görüp, yaşadın. Sen, tüm bu evrelerden geçmiş birisi olarak, herşeye rağmen ve herkese karşı gülümseme yeteneğini sonuna kadar kullan…”
     Pozitif iletişimin, insanlara karşı güleryüzlü olabilmenin hiçbir sermayesi ve ayıbı yok!
     Ayıp; o erdemliliği unutanların ve kendilerini bulunmaz hint kumaşı sananların olsun…
     Haaa! Orada, herşeye rağmen, bu saydığım şeyleri yapabilme imkanını mı bulamadın?! Ortam mı uygun olamadı?!
     Hani, nasılsa birilerinin dedikleri gibi; “Torpillisin ve o yolla gelmişsin buralara kadar” biz seni torpil marifetiyle (!) başka bir yere naklettiririz, o imkanı oralarda ararsın!
     İlerleyen günlerde size ve vereceğimiz iletişim seminerlerinde sizlere işyerlerinde insanlara karşı takınılan önyargıların şekil ve dozajları ile yaşanan abuklukların vardığı yerleri ve aşamaları da anlatacağım!
     kalınsağlıcak ile…
   

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here