“Trakya’da yerin üstü yerin altından daha değerlidir”

10
T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2009 Çevre Düzeni Planı’nı tümden yürürlükten kaldırarak, halkın gerçek katılımı ile halkın söz ve karar sahibi olduğu;  çevre korumacı ……..


HABER MERKEZİ
T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2009 Çevre Düzeni Planı’nı tümden yürürlükten kaldırarak, halkın gerçek katılımı ile halkın söz ve karar sahibi olduğu;  çevre korumacı yeni bir çevre düzeni planını üniversiteler ve TMMOB paydaşlığıyla yapması gerektiğini belirten Ergene Platformu  Sözcüsü  ve DAYKO Hukuk Danışmanı  Av. Bülent Kaçar yaptığı açıklamasında şunları kaydetti:
“1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planı (Trakya Bölge Planı’nda) yapılan değişiklik 05.06.2013 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca onaylanmıştır. Bölge Planında yapılan değişikliğin aynısı 1/25.000 ölçekli Tekirdağ İl Çevre Düzeni Planı’nda da yapılmıştır.
Her iki plandaki değişiklikleri hukuksal ve kamusal açıdan incelemeden önce geçmişe göz atmamız gerekmektedir: 2004 yılında Bakanlıkça onaylanıp yürürlüğe giren, çevre korumacı özelliğiyle sermaye ve iktidar çevrelerine güven vermeyen, Trakya Üniversitesinin hazırladığı bölge planı; ardı ardına yapılan değişikliklerle ana eksenine dokunulamayınca, 2009 yılında birçok kesimin haklı ve gerekçeli itirazlarına rağmen siyasi iktidar kendi bölge planını onaylamıştır.
Siyasi iktidarın Trakya Bölge Planına karşı Danıştay 6. Dairesinde iptal davaları açılmış olup; bu davalarda, Trakya Bölgesi’nin tamamını doğaya, hukuka aykırı planlayan, geleceğimize kasteden, yaşamsal karar ve notlar içeren, 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Planının 26 önemli maddesinin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir. Danıştay’ca yürütmeyi durdurma kararına esas alınan 217 sayfalık bilirkişi raporu Planın hukuka bütünüyle aykırı olduğunu açıkça ve ayrıntılı bilimsel açıklamalarla ortaya koymuştur.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Anayasanın 125. Maddesi ve “Hukukun Üstünlüğü” ilkesi gereği yürütmeyi durdurma kararlarını uygulayan işlemler yapmak yerine gerek ana plana gerekse de Danıştay YD kararına aykırı plan değişikliği yaparak hukuka ve kamu yararına aykırı işlem ve karar tesis etmiştir. Zaten hukuka aykırı olduğu Danıştay kararıyla tescilli bir planda yine hukuka aykırı değişiklikler yapmak hukukun ve kamu yararının katlidir.          
Ülkemizde sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı doğrultusunda, doğal kaynakların korunmasının sağlanması, çevrenin korunması; kirliliğin, çarpık kentleşme ve çarpık sanayileşmenin önlenmesi için koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin belirlendiği içerik ve şekilde “Çevre Düzeni Planlarının” hazırlanması gerekmektedir. Adına plan denilen her belge “Çevre Düzeni Planı” olmaz.  
Gerek 2009 Plan notlarında gerekse 2013 Plan değişikliğinde esas alınan Çevre Koruma değil neye mal olursa olsun  kalkınma anlayışı dır. planda ifade edilen küresel ölçek ve küresel ekonomi saptamalarıyla amaçlanan Trakya’nın doğasını, topraklarının tüm mevcut değer ve doğal varlıklarını talan edilip küresel sermaye hareketlerine, “Enerji Lobisi”ne açılmasıdır.       
Anayasanın 56. Maddesi ile sadece bizlerin değil, gelecek nesillerin de yaşama hakkı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede, insan ve canlı yaşamının devamlılığı adına, sağlıklı, adil ve sürdürülebilir çözümler üretilebilmesi için; sağlıklı bir çevrede, yaşama hakkının bir insan hakkı olarak ve kamusal bir anlayışla ele alınması gerekmektedir.
Adı “Çevre Düzeni Planı” olan ancak maalesef çevreyi koruma bir yana bölge çevresinin geri döndürülemeyecek derecede bozulmasına sebebiyet verebilecek olan; 26 maddesinin yürütülmesinin durdurulmasına Danıştay tarafından karar verilen Trakya Bölge Çevre Düzeni Planında bu haliyle değişiklikler yapılması ve uygulanması, çevre ve insan sağlığı üzerindeki zararın daha çok artmasına sebep olacaktır.
Plan değişikliği yapılırken, ilgili kurullardan sit alanlarının ve kültür ve tabiat varlıklarının plan değişikliğinin öngördüğü yatırım, faaliyet ve işletmelerden dolayı zarar görüp görmeyeceğine dair görüş alınmadığı gibi devletin onayladığı uluslararası sözleşmelerin öngördüğü halkın katılımı ilkesi de gözardı edilerek halkın bilgilendirilmesi ve sürece katılımı gerçekleştirilmemiştir.
Plan değişikliği ile kurulmasına yasal zemin hazırlanan Marmara Ereğlisi, Şarköy, Malkara ve yakın gelecekte gündeme gelmesi muhtemel Kıyıköy ve İğneada Termik Santralleri, İğneada Nükleer Santrali halk sağlığı ve doğa açısından son derece tehlikeli faaliyetlerdir. Gerek 2004 üniversite bölge planında gerekse 2009 bakanlık bölge planında yer almayan termik santrallerin plan değişikliği ile hüküm altına alınması bölge çevre düzeni planının vizyonunu ve amacını esastan değişikliğe uğratan, planı çevre korumacılıktan çıkaran bir işlemdir.   
Termik santrallerin atmosfere saldığı SO2 ve NOx gazları asit yağmurlarının oluşumundan birinci derecede sorumludurlar. Hiçbir filtre termik santrallerin NOx, CO, O3 gibi atıklarını filtre etmez. Sonuç olarak; termik santraller, sağlığı zedeleyen, çevrenin sağlığı destekleyişini engelleyen, hastalık ve ölümlere yol açan yapılardır.
Plan değişikliği ile sağlıksız bir çevrenin oluşturulması hedef ve ilkeleri ortaya konmuştur. ana planda yer almayan termik santrallerin kurulmasına dair karar ve notların üretilmesi ve değişikliğe konu edilmesi, amacın çevreyi ve sağlığı korumak olmadığı; ekolojik kararların plan değişikliğinde tamamen gözardı edildiğini, amacın kamu yararı olmadığı yatırım ve işletme faaliyetlerinin, sermaye hareketlerinin halk sağlığından ve doğal yaşamdan üstün tutulduğunu ortaya koymuştur.
Nitekim Plan değişikliği işlemi ile Malkara ve Şarköy’de kurulacak olan termik santraller resmi “mavi bayrak” işaretini hak eden Şarköy’ü, Marmara Denizi’ni; saklı cennet kabul edilen, resmi koruma altındaki doğal varlık Uçmakdere’yi, SİT Alanı ilan edilen koruma altındaki Şarköy Gaziköy’ü; binlerce dönüm üzüm bağlarını ve zeytinlikleri mahvedecektir. Bunun sonucunda bölge turizmi yok olacak; Trakya Bölgesi’ nde canlı yaşamında çok ciddi sağlık sorunları, hava, toprak ve su kirliliği de meydana gelecektir.
Söz konusu plan değişikliği sonunda kurulacak termik santraller çok yakınındaki Saros Körfezi’ ni, Koru Dağı’ nı, ormanları, bölgedeki verimli tarım alanlarını, yerleşim alanlarını, bölge turizmini, doğa sporlarını da ciddi şekilde etkileyecektir. Plan hazırlayıcılarının unuttuğu (!) Saros Körfezi’nin 2010 yılında Bakanlar Kurulunca “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edildiğidir.
Bakanlığın açıklamasına göre, Saros Körfezi, 144 çeşit balık, 78 tür deniz bitkisi ve 34 tür süngere ev sahipliği yapan, ( gerçi son dönemlerde Ergene Nehri’nin kirletilmiş sularının akması sonucu körfezde büyük tahribat oluşmuştur ) su altı zenginlikleri ile dolu ve bunun sağladığı zenginlikleri ile ilgilenenler için oldukça önemli bir bölgedir. Körfez içinde barındırdığı zengin balık çeşitleri nedeniyle deniz biyologları ve dalış meraklıları arasında büyük ve doğal bir akvaryum olarak nitelendirilir. Kaptan Cousteau 1970’li yıllarda gemisi “Calipso” ile Türkiye’yi ziyareti sırasında bu Körfezde dalış yapmış “Kızıl Denizin Kuzey versiyonu olarak” nitelendirmiştir. Saros Körfezi ve kıyıları jeomorfolojik, peyzaj, ekolojik, floristik, biyogenetik ve turistik özelliklerinin bozulmadan korunması amacıyla “Özel Çevre Koruma Bölgesi” olarak ilan edilmiştir. Ege Denizi’nin en tuzlu kesimlerinden birini oluşturan Saros Körfezi’nde karmaşık girdaplar çizen akıntılar görülür. Bu akıntılar nedeniyle de kendi kendini temizleyen bir körfez konumundadır. Dünya’da kendi kendini temizleyerek temiz kalan beş körfezden biri olduğu ileri sürülür. Suların yüksek oksijen içeriği ve körfeze dökülen akarsuların getirdiği bol besin tuzları nedeniyle tür bakımından zengindir.
Plan değişikliği işleminde bölgedeki güçlü deprem olasılığı, bölgenin üzerinde bulunduğu “Ganos Fay Hattının” aktif olduğu hiç gözetilmemiştir. Dünyada sayılı birinci sınıf verimli tarım alanlarının ve üstelik deprem kuşağının üzerine termik santraller kurmayı planlamak adeta Trakya’ yı toptan yok oluşa götürmek demektir.
Önceki Çevre Bakanlığı ÇED ve Planlama genel müdürü Fevzi İşbilir’ in Edirne DSİ plan hazırlık ve vizyon toplantısında belirttiği gibi “trakya’da yerin üstü yerin altından daha değerlidir.” Bu sebeple dünyanın ve türkiye’nin en verimli ve 1. Sınıf tarım arazilerinin olduğu üç tarafı üç ayrı denizle çevrili Trakya’ mızın herhangi bir noktasına termik santral kurulmasına, enerji üretim ve depolama tesislerine hukuki zemin sağlayacak her planlama işlemi kamu yararına, halk sağlığına, doğal yaşama ve elbette hukuka açıkça aykırıdır.
Plan değişikliği ile yeni düzenlenen F-19 ve G-19 numaralı Plan paftalarında “Tarım Alanı” kullanımında kalan yaklaşık 178 hektar büyüklüğünde alanın “Kentsel Yerleşme Alanı” kullanımına dönüştürülmesi hükmü ile TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Tekirdağ Şubesinin tespitine göre mutlak tarım alanlarının yok olmasına neden olunacaktır.
Ayrıca, Marmara Ereğlisi ilçesinde bulunan ve 1/25.000 ölçekli Tekirdağ İl Çevre Düzeni Planında “Enerji Üretim ve Depolama Alanı”, “Konut Dışı Kentsel Çalışma Alanı” ve “Kentsel Yerleşme Alanı” olarak gösterilmiş olan ve alt ölçekli planları bulunan bölgenin;  1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı F 19 nolu Plan paftasında “Tarım Alanı” kullanımı olarak gösterilmiş olan bir kısım alanların “Enerji Üretim ve Depolama Alanı” ve ‘‘Kentsel Yerleşme Alanı” olarak gösterilmiştir. Bunun sonucunda toprak niteliğine bakılmaksızın çeşitli adlar altında “Tarım Alanlarını” yapılaşmaya açarak yaşam, tarım ve su kaynaklarına yönelik kalıcı sorunlara yol açılmaktadır. İlaveten,  TAB ve TOB alanlarında toprak niteliğine bakılmaksızın maksimum emsalin 0,30 olduğu bir yerde bölgedeki tarım nüfusunun mevcut yaşam alanlarında kendi ihtiyaçlarını karşılayacak yapıları ise 75 m2 (mesken+işletme) ile sınırlayarak üreticilerin yaşam ve geçim kaynaklarının elinden alınmasına neden olunmaktadır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, öncelikle Trakya’da yaşayanlara ve Danıştay kararına rağmen onayladığı bu plan değişikliğini acilen iptal etmelidir. Ancak asıl olarak Bakanlık 2009 Çevre Düzeni Planını tümden yürürlükten kaldırarak,  halkın gerçek katılımı ile halkın söz ve karar sahibi olduğu; çevre korumacı yeni bir çevre düzeni planını üniversiteler ve TMMOB paydaşlığıyla yapılmasını hedeflemelidir. Çünkü aslolan bölge planlamasının kamu yararına uygun, bilimsel doğrultuda, hukuka uygun yapılmasıdır.” (Savaş Eskici)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here