”Trakya Arısı, Dünyada Kafkas Arısından sonra koruma altına alınan ikinci arı ırkı olma özelliğini taşıyor”

10
Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyotekni
Bölümü Yrd. Doç. Dr. Devrim Oskay, Trakya arısının dünyada Kafkas
arısından sonra koruma altına alınan ikinci arı ırkı olma özelliğini
taşıdığını belirtti.

Oskay, Trakya Bölgesi’nde yapılan bilimsel araştırmalar sonunda, Kırklareli’nin Yıldız Dağları’nda bulunan Trakya arı ırkının korunması için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından 30 kilometrekarelik yalıtılmış alan oluşturulduğunu söyledi.
Yıldız Dağları’na, başka bir bölgeden gelebilecek arı ırkının, Trakya Arısı ile çiftleşmesini engellemek ve saf ırkın korunmasını sağlamak istediklerini ifade eden Oskay, bu amaçla bölgenin koruma altına alındığını bildirdi.
Trakya arısının dünyadaki diğer arı ırklarına göre uysal ve çalışılmasının kolay olduğunu belirten Oskay, Trakya Arısı’nın saf ırk olarak kendini korumayı başardığını açıkladı.
TRAKYA ARISININ KORUNMASI-
Oskay, şöyle konuştu:
”Trakya arısı, dünyada Kafkas arısından sonra koruma altına alınan ikinci arı ırkı olma özelliğini taşıyor. Özellikle Kırklareli’de Yıldız Dağları’nın bulunduğu alanda, Trakya Arısı denilen bir arı ırkı ortaya çıktı. Bu arı arı ırkı, çeşitli üniversitelerin yaptığı gen çalışmalarıyla kanıtlanmıştır. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı da Trakya arısının varlığını geçen yıl onayladı. Trakya arısının korunması için 30 kilometrelik izole alan oluşturuldu. Bu alanın özelliği, dışarıdan başka bir arı kolonisinin giremeyecek olması.
Trakya arısının diğer arılardan farkı, saf ırk olarak kendini korumuş olması. Diğer bölgelerde göçer arıcılık olduğu için arılarda melezleme oluyor. Çoğu yerde kontrollerimiz dışında ırklar birbirine karışıyor. Trakya arısı ise diğer ırklarla karışmadığı için saf ırk olarak kalmış. Trakya arısının değeri de buradan geliyor. Trakya arısı çok uysal bir arı ırkı. Afrika’da katil arı olarak bilinen arılar da vardır. Bunun gibi bazı arılar, kovanlarına 1 kilometreden fazla yaklaştırmayabiliyor. Bu yüzden onlarla çalışmak çok tehlikeli ve zor. Trakya arısı ise bu arıların içinde en sakin arı ırkı olarak biliniyor. Bu bölgeye adapte olduğundan bölgenin ne zaman ilkbahara, ne zaman kışa gireceğini yada çiçeklerin ne zaman açacağını biliyor. Ona göre düzenini alıyor ve kuluçka dönemine giriyor.”
TRAKYA ARISI ISLAH ÇALIŞMALARI-
Oskay, Kırklareli Arı Yetiştiricileri Birliği ile NKÜ arasında Trakya arısının ıslah projesi kapsamında işbirliği yapıldığını söyledi.
Islah programıyla arılardan yüksek verim alabileceklerini belirten Oskay, ayrıca hastalıklara karşı dirençli arı kolonileri oluşturacaklarını kaydetti.
Arıların bulundukları bölgelerde yetiştirilmesinin gerekliliğine değinen Oskay, farklı bölgelere taşınan arılardan istenilen verimin alınamadığını dile getirdi.
Oskay, şunları kaydetti:
”Biz, Trakya’daki damızlık arının, başka bir bölgeye gitmesini istemiyoruz. Her bölgedeki ıslah çalışmalarının kendi bölgesinde sürdürülmesinden yanayız. Örneğin Kafkas arısı, Akdeniz Bölgesi’nde yetiştirildiğinde, sabah saat 10.00’dan sonra kovandan çıkmıyor. Çünkü Kafkas arısı, Kafkas Dağları’nda, serin havada yaşayan bir arı olduğundan çok sıcakta çalışmak istemiyor. O bölgeye adapte olmuş bir arıyı Çukurova Bölgesi’ne getirirsek, arıdan performans alamayız. Trakya arısı da aynı şekilde bu bölgeye adapte olduğundan Marmara Bölgesi’nin dışında bir yerde yetiştirilmesini istemiyoruz. Kötü arı veya iyi arı ırkı yok. Her arı, kendi bölgesinde yetiştirildiği ölçüde en iyisidir. Daha üstün verim için de ıslah programlarının yapılması gerekmektedir.”
BİTKİSEL TOZLAŞMADA BAL ARISI-
Bal arılarının koloni halinde yaşayan hayvanlar olduğunu ifade eden Oskay, ayrıca bu arıların bitkisel tozlaşmada önemli rol oynadıklarını belirtti.
Oskay, ”Bal arıları, koloni halinde yaşayan sosyal hayvanlar olduğundan bitkilerin tozlaşmasında önemli bir yeri var. Eğer bal arıları olmasa, bitkilerin tozlaşmasında sorunlar yaşanacaktı. Bitkisel üretim çok düşük seviyelerde kalacaktı. Bal arılarına özellikle bitkisel üretimde çok ihtiyaç duyulmakta. Bilimsel veriler, eğer bal arıları kolonileri olmazsa insanların 4 yıla kadar yok olacağını söylüyor. Çünkü, bitkisel tozlaşma olmayacağından, bitkisel üretimin birden düşmesiyle insanlar aç kalacak” diye konuştu.
Türkiye’nin, arı ırkı bakımından zengin bir ülke olduğunu ifade eden Oskay, ”Türkiye, dünyada arı kolonisi bulunan ülkeler bakımından ikinci sırada bulunuyor. Türkiye’de yaklaşık 5 milyon civarında arı kolonisi bulunmakta ve bu alanda Çin’in ardından ikinci sıradayız. Dünyada 25 bal arısı ırkı bulunurken bizde 5 arı ırkı bulunuyor. Yüzölçümüne göre baktığımızda, bu kadar dar alanda 5 farklı arı ırkının bulunması Türkiye’nin bu konuda ne kadar zengin olduğunun bir göstergesi” dedi.
”ARILAR EKSİ 40 DERECE SOĞUKLA MÜCADELE EDEBİLİR”-
Oskay, arıların soğuk iklimlere dayanıklı canlılar olduklarını kaydederek, arıların eksi 40 derecede yaşayabileceklerini belirterek, şöyle konuştu:
”Arılar, eksi 40 dereceye kadar yaşayabiliyor. Alaska’da bile yaşayabilen arılar var. Kovan içi sıcaklık artı 14 dereceden aşağı düştüğü anda arılar kış salkımı oluşturuyor. Arının koloni halinde yaşaması, kış salkımını oluşturması onu soğuktan korur. Kış salkımının özelliği, arılar oluşturdukları kış salkımının ortasını artı 35 derecede sabit tutuyor. Salkımın dışında üşüyen arı, orta bölgeye geçerek bal yiyerek, kaslarını hareket ettiriyor ve ısı oluşturuyor. Isınan arı dıştan içe ve içten dışa hareket ederek kışı bu şekilde geçiriyorlar. Sıcaklık azaldıkça da salkım daha da küçülüyor.”
”ARI ÜRÜNLERİ YETERİNCE BİLİNMİYOR”-
Türkiye’de arı ürünlerinden sadece balın bilindiğini bildiren Oskay, arının propolis, polen, arı zehiri, bal mumu, arı sütü gibi ürünlerinin de faydalı olduğunu kaydetti.
Türkiye’de, balın iyi tanındığını ama propolis ve arı sütünü yeterince tanıtamadıklarını söyleyen Oskay, ”Arı zehiri de arı zehirlenmelerine karşı alerjisi olan hastalarda ve romatizma hastalığının tedavisinde kullanılıyor. Propolis, bitkilerin yaprak, tomurcuk, dal ve gövdelerinden topladıkları reçinemsi bir madde. Arıcılar bunu kovandan atıyor. Bunun toplanıp işlenmesi şifalı bitkiler satan yerlerde kullanılabilir” şeklinde konuştu.
Arı üreticilerinin, arı hastalıklarına karşı kimyasal madde kullanmamaları gerektiğine de değinen Oskay, kimyasal maddelerin hem arılara hem de arı ürünlerine zararlı olduğunu bildirerek, şunları kaydetti:
”Hastalıklara dirençli arıların oluşturulmasındaki amaç, kimyasal maddenin kullanımını azaltmak. Arı hastalıkları için günümüzde çok fazla kimyasal madde kullanıldı. Kimyasal maddelerin kullanımı, hem insan sağlığına hem arı sağlığına zararlı. Çünkü, kovan içinde gerek ürünlerde gerekse bal mumunda bu ürünlerin kalıntı bırakmasından dolayı olumsuzluk oluştu. Arı, kimyasal maddelere direnç gösterdikçe, arı üreticileri daha fazla kimyasal kullanmaya başladı. Bunun sonucunda arı ürünlerinde daha fazla kimyasal madde ile karşılaştık. Bu kimyasalların kullanılmasıyla Türkiye, yurt dışına bal ihracatı ile ilgili sorunlar yaşadı. Bunları önlemek amacıyla, hastalıklara dirençli hatlar oluşturmalıyız. Türkiye’de bu çalışmalar yeni başladı.”
Oskay, NKÜ olarak, arı yetiştiriciliğine destek olduklarını ifade ederek, üniversitede Arı Dünyası Topluluğu adı altında bir grup oluşturulduğunu, bu topluluğa üniversitedeki bütün öğrencilerin katılarak, 30 kovanlık pratik alan ile de arıları daha yakından tanıyabildiklerini bildirdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here