SATIR ARASI – Hala aynı kıyılardayız

14
Merve Erduğan
Yıllardan 2006. Yeşilyurt Gazetesi’nde muhabirlik yapmaya başladık o zamanlar. Çok genç ve heyecanlıyız. Her türlü toplantıya gidiyoruz haber yapıyoruz. Ama biraz garipseniyoruz, çünkü birilerinin kafasındaki şablona oturmuyoruz.  Bu kişi benim, o zamanların Merve Cankurt’u…
Bir süre kimse ses çıkarmıyor, ancak sürekli ters köşe sorularla muhatabım. Yapmaya çalıştığım meslek dışında kişisel ve inanç sorularıyla açık oturum yapıyoruz muhataplarımla.
Günlerden bir gün, 7-8 aydır katılmakta olduğum Kırklareli İl Genel Meclisi’ne katılıyorum. Rutin bir toplantı. Her zamanki yerimi alıyorum. Kafalarındaki şablona uymadığım kişiler hır-gür çıkarıyor. Vay efendim ben nasıl toplantıya katılabilirmişim bu şekilde. O gün gelmiş akıllarına, yapacak bir şey yok. #Diren etiketi benim için o gün başladı. Benim direnişim 2006’dan çok çok daha önce başlamıştı zaten.  Mecliste gazeteci arkadaşlarımın da desteğiyle haksızlığa boyun eğmedim ve mesleğimi hakkıyla yapma çabalarına devam ettim… İktidar partisinin bana göstermeye çalıştığı saygı bir ‘işbirlik’ gibi görüldü, hâlbuki alakası yoktu, aldırmadım. Neyse ki dar görüşlü fikirlerin yorumlamalarına alışkındım. Daha 17 idim ancak ben hayatın bu yönüyle çok daha önceleri tanışmıştım. Sonra, muhalefet partisinin başkanlık binasına gittiğim günlerden bir gün de onların ‘sözlü saldırı ve hakaret’leriyle muhatap oldum. Oldum olası da sonraki din özgürlüğü kapsamındaki hiçbir açılım ve söylemlerini samimi bulmadım, bulamadım; kusurumu hoş görsünler.
Kulislerde hep aynı söylemler, çok geniş ufuklu bir milletiz, çok sevecen, saygılı, sevgili, üstün bir toplum. Sahi, biz zaten öyleyiz de neden oy verdiklerimiz ve her işlerini siyasete bulaştıran çeşitli meslek/görüşteki kişiler öyle değil? Onlar bu milletin, bu toplumun, bu ülkenin bireyleri değiller mi?
Başımdaki örtüden dolayı kütüphaneye bile giremediğim günleri çok net hatırlıyorum. Neden ki? Neden girememiştim? Hala bu zihniyeti çözemedim.
Yıllardan 2013. Ellerimizdeki teknolojik aletlerle boyut bile değiştiriyoruz. Ama hala insanların kalplerindeki inançlarına dil ve el uzatıyoruz. Olay bu kadar açık, net ve basit. Gelişmişliği, uygarlığı, geniş görüşlülüğü yattığımız yerden internete bağlanarak elde edebileceğimizi sandık. Yanıldık. Değişen tek şey, artık ağzı olan değil klavyesi olan konuşuyor.
Konu uzun, hassas. Bir güne 2-3 satıra sığacak gibi değil. Ama tam da yeri gelmişken, tam da herkes bu konuda bir şeyler atıp-tutarken, söylemek istedim. Başlarındaki örtü sebebiyle haksızlığa uğrayanlar ile ilgili duydukça gördükçe şu son günlerde, karaladığım ufak ufak notlar da aşağıda. Yazıların devamının gelmesi ümidiyle, başkasını incitmeden özgürlüğünün peşinden koşan herkese selam olsun…
Dip Not’lar:
* Yıllardır, başlarındaki örtüden, giyiminden kuşamından dolayı ötelenen, hain ilan edilen, önleri tıkanan ve etiketlenen insanların o günkü kısıtlanan hakları ‘özgürlük’ değil miydi? Şimdi din ve vicdan hürriyetlerine kavuşacak olan bu insanların haklarını geri alıyor olması neden ”birilerinin” ”hak ve özgürlükleri”ni dürtüyor? Neden rahatsızlar? Vicdanen rahatsızsalar çok haklılar çok hem de ..
* Kaldı ki hala etiketleniyorlar-etiketleniyoruz. ‘Ocu’ ‘Bucu’ ‘Onlardan taraf-bunlardan taraf’. Bu etiketleri yapıştıranlar zaten taraflı davranmıyorlar mı? Zaten bölücülük yapmıyor mu? Neden İslam’a inanan insanlar tükaka olurken başka dinlere, dinsizlere bu kadar saygılı da davranmalarına rağmen aynı şekilde aynı saygıyı göremiyorlar? Size diyorum, at gözlüğü ile bakan her kimse üzerine alınabilir. Siz kimsiniz ki ?
* Başörtüsünden dolayı kütüphane kapısından giremeyenler, ileriki yıllarda ‘görmemiş, kültürsüz’ olarak niteleneceklerdi. ‘Sen’ mahrum etmeye çalışırsan, karşılığında ortaya çıkan insandan memnun olmama gibi bir lüksün yok.
* Ne acı ki, bunca göstermediğin saygıya, bunca kin ve nefretine rağmen hala benim nasıl bir Müslüman olmam gerektiği konusunda ahkâm kestin, kesiyorsun. 
Sana ne ki o zaman? 
Allah ile arama neden giriyorsun ki? Ben giriyor muyum?
Ben sana nasıl inanmaman gerektiğini, nasıl bizi hor görüp kendi küçük dünyanda tahtlara oturman gerektiğini anlatıyor muyum?
Söylemek bile ne saçma oluyor değil mi?
* Size karşı direnmek zorunda olan ve kendi öz hakları sizin yüzünüzden bizatihi kendi ellerinizle (Ç)alınan insanlar, bir de sizinle uğraşmak dışında ufuklarını genişletme çabasındalar yıllardır. Buna rağmen sizlerden çok daha geniş görüşlüler. 
Bir de uğraşmasanız kim bilir neler olurdu 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here