Saadet Partisi adaylarını tanıttı

17
Saadet Partisi (SP) Kırklareli 1. sıra Milletvekili Adayı Özay Dilber gazetemizi ziyareti sırasında; “Üretim ekonomisi taraftarıyım. Bu ülkenin kalkınması devletin havuzunun milli kaynaklarla dolması ve üretimin önün açılmasından geçtiğine inanıyorum” dedi.

New layer…
 
HABER MERKEZİ
Saadet Partisi (SP) Kırklareli İl Başkanı Murat Hızır, Milletvekili 1. sıra adayı Özay Dilber, 2. sıra adayı Dilek Gündüz, 3. sıra adayı Feridun Mercan, Lüleburgaz İlçe Başkanı Hüseyin Gündüz, İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Bilek ve İl Yönetim Kurulu Üyesi Murat Özel 19 Nisan 2011 Salı günü Gazetemizi ziyaret etti. Ziyaretlerinde adaylar kendilerini tanıtırken, öte yandan da Milletvekili olmaları halinde hayata geçirecekleri projelerini açıkladılar.
Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Elmas Cankurt, Genel Koordinatörümüz Yasin Şendir, Yazı İşleri Müdürümüz Merve Cankurt karşıladı.
Saadet Partisi İl Başkanı Murat Hızır bayanlara önem verdiklerini belirterek; “Saadet Partisi olarak genel merkez teşkilatımız var. Genel merkez teşkilatı il teşkilatlarından ağırlıklı olarak oluşuyor. İl teşkilatlarının yanında gençlik kolları ve hanım kolları genel merkezimiz var. Biz zannediyorum Kırklareli Bayan Milletvekili adayı gösteren tek partiyiz. Biz bu verdiğimiz önemi gösterebilmek için özellikle il teşkilatının da büyük çabaları ile genel merkez üzerine baskı kurarak Dilek hanımı bu işe sevk ettik. Dilek hanım yıllardan beri teşkilatımızda görev yaptı. Kendisinin milletvekili adayı olmasını uygun gördük bu da bizim hanımlara ne kadar önem verdiğimizin göstergesidir” dedi.
SP Kırklareli 1. sıra Milletvekili Adayı Özay Dilber, ‘En güzel Cumhuriyetçiler arılar ve karıncalardır’ zihniyetiyle Cumhuriyet kurulduğunu söyleyerek, Arılara ve karıncalara bakıldığında karşılıklı faydanın görüldüğü bir ilişkinin olduğunu belirtti. Çok adil bir iş dağılımı olduğunu ifade eden Dilber, diplomalı çiftçi ve köylü olduğunu, devletin havuzunu doldurmakla görevli olduklarını söyledi.
Dilber; ”Köy şartlarında yem üretimi, et üretimi yapıyorum. Entegrasyon şeklinde. Yaklaşık 10 yıldır özel sektörde çalıştık Zooteknik Mühendisi olarak. Daha sonra üretime geçtim. Üretim ekonomisi taraftarıyım. Bu ülkenin kalkınması devletin havuzunun milli kaynaklarla dolması ve üretimin önün açılmasından geçtiğine inanıyorum. Bu ülkede refah yapılanacaksa ülkeler arası Cumhuriyetçilik yıllarında ithalat ve ihracat dengesinin kurulması gerekiyor. Devlet pazarlama teminatı altında kotasız üretim yaparak tükettiklerimizi tüketeceğiz ve üretim fazlasını da ihracat veren el olmak şartıyla tam üreten olmak taraftarıyım. Bu ülke rant ekonomisiyle kalkınmaz. ‘En güzel Cumhuriyetçiler arılar ve karıncalardır’ zihniyetiyle Cumhuriyet kuruldu. Arılara ve karıncalara baktığımız zaman karşılıklı faydanın görüldüğü ilişki var. Çok adil bir iş dağılımı var. Ben diplomalı çiftçiyim, köylüyüm. Biz devletin havuzunu doldurmakla görevliyiz. Dolmasının ardından da adil bir paylaşım olur. Temel zihniyete baktığımız zaman Türkiye’nin Türkiye’den yönetilmesidir. Çok ağır savaşlar vardı ve üretim ekonomisiyle çok uzun yollar kat edildi. Günümüze geldiğimizde ise üretimin önünde son derece kota olarak görüyoruz. İnsanların refahı yakalamaması için, ülkenin pazar olması için anormal bir şekilde üretim maliyetlerinin yükseltildiğini ve üretime kota konduğunu gözlüyoruz. Anormal bir konuda bu şekilde dış ticaret açığı veriyoruz. Biz alıcı konumuna geliyoruz. Geriye dönük 1 yıl öncesine baktığımız zaman 70 milyar dolar dış ticaret açığı verdik biz. Biz üretimime kota koyduruyoruz, üretim maliyetlerini yükseltiyoruz. Süt, et, buğday ve benzeri ürünler dışarıdan ithal edilerek kendi üreticilerimizin önü kesiliyor. Üretime kota konması ülkenin refah seviyesinin düşmesine neden oluyor. Burada biz üretim ekonomisine geçerekten ülkenin kalkınmasının üretimden geçtiğine inanıyoruz.
Aslında her seçim önemlidir ama Cumhuriyetçilik yapısının bozulduğu için bu seçim daha önemlidir. Ağır bir tehdit altındayız. Biz havuza toplanan milletin haklarının gezerken aniden kaybolmasını istemiyoruz. Nereye gittiğini fark edemediğimiz bir kayıp olmamasını istiyoruz. Ülkemize refah kazandırması açısından ihracatın fazla olması lazım. Ülkemizin zenginlikleri halkımıza kayacağına, diğer ülkelere kayıyor burada bir yanlışlık var. İçeri baktığımız zaman ise devletin ve milletin borçları anormal bir şekilde çoğalmış. Günde Türkiye genelinde 350 çift boşanıyormuş. Biz sosyal adaleti istiyoruz. Bu ülkenin adil bir şekilde zenginliklerinin dağılmasını, en güzel şekilde insanların mutlu olmasını ve insanların geleceğe kaygılı bakmaması istiyoruz” dedi.
SP Kırklareli 2. sıra Milletvekili Adayı Dilek Gündüz Refah Partisi döneminde Saadet Partisi’ni çeşitli spekülasyonlar ile indirdikleri zaman devlete 300 Milyar Dolar soyguna uğrattıklarını belirterek şunları kaydetti;
“Ben Lüleburgaz’da ikamet ediyorum. Aralık 1985 doğumluyum. Türkiye’nin en genç milletvekili adaylarından bir tanesiyim. İlk ve ortaokul eğitimimi Lüleburgaz’da gördüm. Lise eğitimimi Kırklareli’de gördüm. Bu bağlamda Kırklareli’ne yabancı değilim. Edirne’de doğmama, Lüleburgaz’da ikamet etmeme rağmen Kırklareli’ni tanıyorum. Halen daha Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi 3. sınıfta okuyorum. Aynı zamanda tekstil üzerine esnaflık yapıyorum. Daha önce Saadet Partisi’nde Lüleburgaz İlçe Hanım Kolları Başkanı, daha sonra Kırklareli Hanım Kolları İl Başkanı ve İl Müfettişi olarak görev yaptım. Şimdi de Milletvekili adayıyım. Allah utandırmasın, İnşallah Allah yüzümü kara çıkarmasın. Milli Görüş camiasında biz halka hizmet hakka hizmet, hakka hizmet halka hizmettir şeklinde yetiştik. 
Ayağımızın altından toprak kayıyor. Ama insanlar bunu göremiyor. Bugün Orta Doğu’nun kaynaması, Orta Doğu projesinin planları, Libya’nın Suriye’nin iç karışıklığı, Filistin’de yapılan savaşlar, Afganistan’da ve Pakistan’da yapılan savaşların sırası İran ve arkasından biz olacağız. Allah muhafaza buyursun biz halen daha bu çalışmalara devam etmezsek, İslam demek vatanın ve toprağın için savaşmaktır. Savaşınca şehit olunur. Bu bizim dinimizde çok mühimdir. Dinimizin üzerimize yüklediği görevleri hakkıyla yapsak zaten biz bu duruma düşmezdik. Allah bizleri inşallah hakkıyla yapanlardan eylesin.
Şuan olan savaşları Haçlı Savaşı’na benzetiyorlar. Ama nedense bizim hükümetimiz ısrarla bu durumu; hayır, Haçlı Savaşlarıdır ama Haçlı Savaşları bu kadar kötü algılanmamalıdır. Demektedir. Ama biz şunu görmüyoruz; Kudüs’te milyonlarca Müslüman’ı katledip üzerlerinden atlar ile geçip, Müslümanların kanları atların dizlerine kadar geliyordu. Bu derece olan vahşeti rahatlıkla anlatıyorlar. En son bilinen Bosna savaşı, bu savaşta halkın silahları alınarak kurşuna dizildi. Şuanda yaşananları halen daha göremiyorlar bunu anlamıyorum. 1990’da İskoçya’da yapılan NATO toplantısında Margaret Teacher, şunu dedi; “Artık Sovyetler Birliği çöktü. Bizim düşman rengimiz artık kızıl değil. Yeşildir.” Bu ne demektir. Artık Müslümanlara İslam’a savaş açtık demektir. 11 Eylül saldırısı ve beraberinden gelenlerin hepsi onların 5 Bin küsur yıllık planlarıdır. Bunların hepsini kademe kademe gerçekleştiriyorlar. Bunu nasıl yapıyorlar. Oyu kimden alıyorlar. Ahmet’ten Mehmet’ten alıyorlar. Ama ülkeyi kim yönetiyor? Hans’lar, George’lar yönetiyor. Uyumadan çalışıyorlar, mesela Arjantin’de başa kimi getireceğiz diyorlar. Onu istedikleri gibi yapıyorlar. Rahmetli hocamızın söylediği gibi yeraltı zenginliklerimiz var. Yani biz istesek dünyayı dize getirebilecek güçteyiz. Bunu İman olarak zamanında yapmışızdır. Zamanında üç kıtaya hâkim olarak dünya’ya adalet getirdik.
Bizim iki projemiz var. Bir tanesi havuz sistemidir. Buna gönülden inanıyoruz. Koltuğa oturma meselesi artık bir zorunluluktur. Çünkü halkın tek çaresi Milli Görüştür. Tek kurtuluş yolu burasıdır. Çünkü bizi yönetenler başkasıdır. Refah Partisi döneminde bizi çeşitli spekülasyonlar ile indirdikleri zaman devlete 300 Milyar Dolar soygun oldu. Ama kimsenin haberi yok. 1994’ten 2010 yılına kadar tüm önemli yerlerin satışından elde edilen para 42 Milyar Dolar, Erbakan hocayı indirdiklerinde halktan 300 Milyar Dolar soygun yaptılar. Post modem darbe budur. Halkımızın akıllı olması gerekiyor. Oy namus demektir. Takım tutar gibi parti tutanlar var. Bir gün orda bir gün burada, şeklinde olmaması lazım. Mesela 60 yıldan beri Filistin’de savaş var. Yahudi öyle kinleşmiş ki, Müslüman’ı gördüğünde anında devirmek istiyor. Masum bebeklere dahi aynı şekilde davranarak öldürüyorlar. Biz işte bu insana dahi adalet götürmeye geliyoruz. Maddi manevi her konuda insanlara adalet sağlamak istiyoruz. Bu Allahın adaletidir. Allahın adaleti her zaman insanlara ortak olarak dağıtılır.
AK Parti 2011’in 31 Aralık’ına kadar yumurta, et ürünleri, buğday tahıl ürünlerinin dışarıdan alımının önünü açmıştır. Fakat marketlere gidildiğinde %60-65 oranında fiyat farkları karşımıza çıkıyor. Halk bunları görse iki parmağının ucunda kaderini nasıl belirleyeceğini görecek.”
SP Kırklareli 3. sıra Milletvekili Adayı Feridun Mercan ise Saadet Partisi’nin iktidara geldiğinde hakkın rahmetine kavuşan eski Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın gerçekleştirmeye çalıştığı yarım kalan ve Saadet Partililere miras bırakıldığını belirten G8 projesini hayata geçirip sonrasında D60’lığı ve D160’lığı kurup dünyaya adaleti tesis edeceklerine inandıklarını belirtti.
Mercan; “2003 yılından beri Saadet Partisi Babaeski İlçe Başkanlığını yürütüyordum. 3. sıra Kırklareli Milletvekili adayıyım. Dünya şuanda küresel bir köy haline gelmiştir. Küresel güçlerin Türkiye’de oynamış olduğu oyunlar vardır. Mesela Kırklareli bölgemizde Alpullu Şeker fabrikası benim köyüme de 4-5 km yakınlıktadır. 70 bin liraya tonunu alıyorlar, pancar küspesi posasını da çiftçiye 165 bin liradan ödetiyorlar. Biz iktidara geldiğimiz zaman bu tip sömürü düzenlerini hocamın bize miras bıraktığı G8 projesini hayata geçirip sonrasında D60’lığı ve D160’lığı kurup dünyaya adaleti tesis edeceğimize inanıyorum. Partimizin vizyonu büyüktür. Bunu da halkımızın görmesini istiyoruz. Ergene Havzası’nda tekstil fabrikalarının yapmış olduğu ekolojik kirlilik tehlikeli boyutlara ulaşmış su kaynaklarında topsa ve kurbağa dediğimiz hayvanlar bile yaşamıyor. Biz iktidara gelirsek bunların önlemini de alacağız ve ergeneyi tertemiz içilebilir su haline getireceğiz. Arkadaşlardan duyuyoruz yeraltı kaynak sularına pis su basıyorlarmış. Sular içilecek gibi değil” dedi. (ue-cs)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here