“Milletlerin Kesişme Noktası: İdil-Ural Çalıştayı” konulu paneller sona erdi

17
Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Bülent Bayram tarafından yürütülen TÜBİTAK Projesi kapsamında “Milletlerin Kesişme Noktası: İdil-Ural Çalıştayı” konulu panel Pazar günü sona erdi. 
HABER MERKEZİ
Kırklareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr. Bülent Bayram tarafından yürütülen TÜBİTAK Projesi kapsamında “Milletlerin Kesişme Noktası: İdil-Ural Çalıştayı” konulu panel Pazar günü sona erdi. 
12 Nisan Cumartesi günü Kırklareli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aykaç’ın katılımı ile başlayan panel 2 gün sürdü. 13 Nisan Pazar günü yapılan “Milletlerin Kesişme Noktası: İdil-Ural Çalıştayı” konulu panel şu şekilde gerçekleşti; 
* Birinci Oturum
Oturum Başkanlığını Doç Dr. Saime Selenga Gökgöz yaptı
Prof. Dr. Mehmet Aça “Çatlık Rusyası ve Sovyetler Birliğinde yeni Ulusların İnşası Adına Tatar Nüfusunu Kırma Girişimleri” konusunda şunları kaydetti; İlk dönemlerde, Kazaklar arasında İslam’ın hamisi rolünü üstlenen Çarlık yönetimi, bu dönemde Tatar nüfuzunu kullanmakta bir sakınca görmemiş, Türkistan Türklerine Tatar din adamları ve tüccarlar vasıtasıyla ulaşmaya çalışmıştır. Fakat ilerleyen dönemlerde Tatar din adamları ile tüccarların Türkistan üzerinde Rus çıkarlarına aykırı bir şekilde nüfuz sahibi olmaya başladıkları görülmüş ve bu nüfuzun kırılması gerektiği düşünülmeye başlanmıştır.” 
Birinci oturumun 2. Konuşmacısı Doç. Dr. Ercan Alkaya “Tataristan Türkleri ve Güncel Sorunları” konusunda şunları kaydetti; “Avrasya hudutları içinde Tatarlar, müstakil Türk-Müslüman medeniyeti oluşturan birkaç halktan biridir. Orta Asya’nın ve Rusya’nın Avrupa kısmı arasında olup asırlardır Orta Asya’nın Avrupa’daki uzantısı durumunda bulunan Tataristan Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu’nun ortasında, İdil ile Kama nehirlerinin birleştiği noktada yer alır. Tataristan Cumhuriyeti, bugün Rusya Federasyonu içinde özerk bir cumhuriyet olsa da Bulgar Devleti, Altın Orda Devleti, Kazan, Kırım, Kasım, Astrahan, Sibir gibi hanlıkların mirasçısı durumundadır. Tarihî süreç içerisinde Tatar Türkleri oldukça maceralı bir hayat yolundan geçmiştir. Öyle ki, bugün belki de coğrafi olarak Türk Dünyası’nın en dağınık kolunu teşkil etmektedirler. Eylemlilikte rehber kılma esasını önemseten bir real-politik ve dolayısıyla fayda odaklı ve fakat ilkelerden de taviz vermeyen bir dünyaya bakış ve biçimlendirme kaygısı vardır.” 
Birinci oturumun son konuşmacı Yrd. Doç. Dr. M. Yasin Kaya “Tatar Milli Kimliğinin Oluşumunda Kazan’daki Bellek Mekânlarının önemi” konusunda şunları kaydetti;  “Millî kimliğin vazgeçilmez olgularından biri bellek inşasıdır. Belleksiz bireylerin kimliğini yitireceği gibi ortak bir bellek oluşturamayan toplumların da yok olacağı ortadadır. Toplumlar ancak bir takım semboller, anılar, sanat eserleri, töreler, alışkanlıklar, değerler, inançlar, başarılar ve zulümler; yani kısacası ortak bellekleri etrafında kolektif kimliklerini oluşturabilir ve bunun devamlılığını sağlayabilirler. Kolektif kimliğin oluşumunda yukarıda anılan imgeler yazılı, sözlü veya görsel biriktirmeler sonucunda bireylerin etrafında toplandıkları bir odak noktası hâlini alırlar. Özellikle yazılı ve görsel imgeler bu konuda önemlidir. Eski bir Türk yurdu olan Kazan şehri, Tatar millî kimliğinin oluşması sürecinde özellikle bellek mekânları yönünden oldukça ilgi çekicidir.”
Birinci oturumun son konuşmacısı Araştırmacı Kürşat Yıkılman, “Doğudaki İlk Tatarlar Ormancı mıydılar?” konusunda şunları kaydetti; "Tatar" adının ilk kez VI-VIII. yüzyıllarda Türkistan sahasındaki Türk ve Moğol boyları arasında görüldüğü şeklindeki genel görüş bizce doğrudur; ancak tarih biraz daha geri götürülebilir. Tatar etnik kimliği konusundaki görüşlerden en öne çıkanı Tatarların çok eski devirlerden beri var olduğu ve birçok etnik saflarda rol oynadığı yönündedir. Bu çerçevede biz Çin kaynaklarında Tatar adının ormancı boylara atfedilerek daha V. ve VI. yüzyılda ortaya çıktığı yönünde bazı malûmatlara sahibiz.”
* İkinci Oturum
Oturum Başkanlığını Prof. Dr. Mehmet Aça yaptı 
Doç. Dr. Bülent Bayram, “Çuvaş Folklor Araştırmalarında ve Halk Edebiyatı Metinlerinde Kimlik Oluşumu Süreci Nasıl Ele Alınır? Konusunda şunları kaydetti; “Folklor metinlerinin ve folklor araştırmalarının özellikle 19. yüzyıldan itibaren millî kimliklerin inşasında önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. İdil-Ural bölgesi Türk halklarından birisi olan Çuvaşların millî kimliklerinin oluşması ya da oluşturulması sürecinde de folklor araştırmalarının ve halk edebiyatı metinlerinin diğer unsurlarla birlikte etkin bir şekilde kullanıldıkları düşünülmektedir. Gerek folklor araştırmaları gerekse metinler üzerine çok sayıda çalışma yapılmış ve yapılıyor olmasına rağmen konu araştırmacılar tarafından yeterince ele alınıp sistemleştirilmemiştir. Özellikle Türkiye’de Türk boylarının folklor araştırmaları ve halk edebiyatı üzerine yapılan çalışmalarda folklor araştırmalarının ideolojik boyutu sık sık gündeme getirilmişse de üzerinde ciddi anlamda durulmadığı düşünülmektedir. Bildiride, Çuvaşlar örneğinde bu sorun üzerine fikirler ileri sürülecektir. "Yaklaşık 150 yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan Çuvaş folklor araştırmaları, metin yayınları ve folklor temelinde üretilen modern döneme ait eserlerin, nasıl bir sistemle ele alınıp incelenmesiyle kimlik inşası sürecine katkıları tespit edilebilir?" sorusuna cevap aranacaktır. Folklor araştırmalarının, özellikle Sovyet Devriminden önceki süreci; araştırmacılar, kurumlar ve derleme konuları bakımından ele alınacaktır. Bunun yanında, metin yayınları arasında özellikle destan, tarihi anlatmalar, atasözleri gibi kimlik vurgusunun yapıldığı metinlere dikkat çekilecek, ardından telif destanlar olarak da adlandıracağımız yapma destanların modern Çuvaş kimliğinin oluşumuna katkısının ne şekilde ortaya çıkarılabileceği sorgulanacaktır. Bildiride ele alınan konular müstakil bir kitabın konusu olacak genişliktedir. Ancak, bildiride temel olarak, böyle bir çalışmanın temel prensiplerinin neler olması gerektiği üzerinde durulacaktır. Konunun ne şekilde ele alınması gerektiği konusunda bir taslak oluşturulmaya çalışılacaktır. Üzerinde çok konuşulmuş olmasına rağmen benzer süreçleri aynı coğrafyada geçirmiş olan Türk boylarının folklorunun kapsamlı bir şekilde ele alınmadığı göz önünde bulundurulduğunda oluşturulacak taslak daha sonraki çalışmalar için de önem taşımaktadır.”
İkinci otumun ikinci konuşmacısı Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Durmuş “Çuvaş Atasözlerine Göre 
Çuvaşlar ve İdil-Ural Halkları” konusunda şunları kaydetti; Atasözleri, özlü bir mesaj iletim aracı olmasının yanında toplumsal hafızanın da bir taşıyıcısı olma özelliğiyle dikkat çekmektedir. Bir milletin atasözlerinden, o milletin sosyal, ekonomik, idari, tarihî, folklorik pek çok yönü hakkında çıkarımlarda bulunmak mümkündür. Yine atasözlerinden kadın, erkek, çocuk, yaşlı gibi toplumu oluşturan unsurlar hakkındaki, o milletin bakış açısı da tespit
Edilebilir. Bütün bunların yanı sıra, atasözleri millî bir unsur olduklarından, toplumsal platformda "ben" ve "öteki" kavramları hakkında bilgi vermekte belirleyici bir rol oynamaktadır. Elbette bu karşıtlığı belirleyen faktörler tarihî, sosyolojik, ekonomik, felsefî, siyasî pek çok yöne sahip olsa da bütün bunların etkisi altında ortaya çıkan tarihsel bakış açıları atasözleri aracılığıyla formülize edilmiştir.
İdil-Ural bölgesi, pek çok halkın yoğun etkileşimli olarak yaşadığı bir bölgedir. Bölgede yaklaşık bin yıldır Çuvaş, Tatar, Başkurt gibi Türk: Mordvin, Mari, Udmurt gibi Fin halklarının yanında 16. yy.dan beri Ruslar da bu halklarla birlikte idarî açıdan baskın olma sıfatıyla yaşamaktadır. İdil-Ural halkları yüzyıllar içinde birbirlerini dil, folklor ve kültürel açıdan etkilemelerinin yanında birbirlerine yönelik çeşitli gözlemlerde de bulunmuşlardır. İdil-Ural bölgesinin tarihsel açıdan en köklü halklarından biri olan Çuvaşlar, sözlü kültürlerinde kendileri ve birlikte yaşadıkları halklar hakkında sosyolojik, kültürel, ekonomik vb. çeşitli gözlemlerde bulunmuşlar ve bunları atasözü biçiminde kalıplaştırarak nesilden nesile aktarmışlardır. İlk bakışta, kendileri dışında Ruslar ve Tatarlar hakkında mevcut bulunan atasözlerinin çokluğu dikkat çekicidir. Bu bildiride, kendileri ve bölgede yaşayan Mari, Udmurt, Mordva (Mokşa, Erzya), Tatar, Başkurt ve Rus gibi halklar hakkındaki gözlemleri ışığında bölge halklarına yönelik çeşitli tespitler yapılmaktadır.
Son olarak Yrd. Doç. Dr. Dinçer Koç, “Trük Tarihinin Sahte Bir Kaynağı “Cafer Tarihi” ve Moğol İstilasına Kadar Orta idil” konusunda şunları kaydetti; “
Bilindiği Üzere Orta İdil Boyu’nun, özellikle de Tatar halkının etnik oluşumu ile ilgili olarak, birbirinden farklı tarihi temellere dayandırılan çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bu gömüşlerden aralarında önemli araştırmacılarında bulunduğu bir kısım tarihçi tarafından desteklenen biri "Bulgarcılık" hareketidir. Bu çerçevede, Orta İdil Boyu halklarının etnik oluşumunda Bulgar kökeninin dayanak noktası olduğu ön plana çıkarılmaya çalışılarak ayrı bir bakış açısı ortaya çıkarılmıştır. Bunu temellendirmek için de "Cafer Tarihi" adıyla tartışmalı bir kaynak ortaya çıkarılarak tarihi bir temel oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu bildirinin amacı tarihi kaynaklara dayanarak bu eserin verdiği bilgilerin yanlışlıklarını tespit etmek ve bu çerçevede bir millete nasıl şekil verilmeye çalışıldığını ortaya koymaktır.” (Kadir Sinici)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here