CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak Kırklareli’deydi

7
“Kırklareli de göç veriyorsa Türkiye’yi sizin bir yere getirmeniz mümkün değil”

HABER MERKEZİ
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Kırklareli’den sorumlu Erdoğan Toprak 16 Ocak 2011 Pazar günü Kırklareli’ne geldi. Saat 13.00’da CHP Kırklareli İl Binasını ziyaret eden Toprak, partililer ile bir araya geldi. Toprak’ın yapmış olduğu ziyarete CHP Kırklareli Milletvekili Av. Turgut Dibek, Kırklareli Belediye Başkanı Av. Cavit Çağlayan, Kırklareli İl Genel Meclis Başkanı Tuna Soykan, CHP Kırklareli İl Başkanı Vecdi Gündoğdu, Merkez İlçe Başkanı Gürkan Yenerel, Milletvekili aday adayı Mehmet Siyam Kesimoğlu ve Turabi Kayan, belde belediye başkanları ile çok sayıda partili iştirak etti.
Bir bölümü basına açık olarak gerçekleşen ziyarette; Erdoğan Toprak, bir konuşma yaparak burada olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek herkese selamlarını sundu. Toprak, hükümeti eleştiren konuşmasında şunları kaydetti;
“Böyle bir coğrafya da eğer göç veriyorsa Türkiye’yi sizin bir yere getirmeniz mümkün değil”
“Kırklareli CHP için, benim için ve Türkiye için çok önemli bir coğrafya, ülkemizin aydın insanlarının yaşadığı, ülkemizin birey olarak kendi özgürlüklerine önem veren, dünyaya açılan bir kapımızın olduğu bir yer. Ama görüyorum ki her yerde olduğu gibi Kırklareli’de de birçok sorunlar var. Bu sorunların sorumlusu sizler değilsiniz. Bu sorunların sorumlusu bu ülkeyi yöneten iktidarların yeterince ülkedeki sanayileşmede, ülkedeki hayvancılık ve tarım konusunda gerekli tedbirleri almamış olması, Kırklareli’nin özeline baktığımızda Kırklareli’de ki tarımda da, hayvancılıkta da çok büyük sorunlar yaşadığımızı görüyoruz. Bundan dolayı da Kırklareli gelişmekte olan bir il olması gerekirken göç veren bir il haline gelmiş, bugün siz Avrupa’ya en yakın il olacaksınız, Avrupa’nın kıyısında Hakkari’de ki bir ilçe gibi bir durumla karşı karşıya kalacaksınız. Alt yapılarınızda eksiklikleriniz olacak. Alt yapı tamamlanmayacak. Çiftçisi desteklenmeyecek. Hayvancılık desteklenmeyecek. Böyle bir coğrafya da eğer göç veriyorsa Türkiye’yi sizin bir yere getirmeniz mümkün değil. Peki, ne yapmamız lazım? Yapmamız gereken Türkiye’de hayvancılığı desteklemek. Türkiye’de çiftçiyi desteklememiz lazım. Yani, insanları kendi bölgelerinde gelişmesini tamamlamamız lazım, desteklememiz lazım.”
“Türkiye Ziraat Bankası ve Halk Bankası bugün medyayı destekliyor”
“Bugün ki iktidara baktığımızda Türkiye’de kobiler adeta unutulmuş, Türkiye’de çiftçi adeta unutulmuş, Türkiye’de köylü adeta unutulmuş, hayvancılık unutulmuş, neden unutulmuş diye baktığımızda, çünkü bunları hükümet desteklemiyor. Oysaki hükümetin elinde hayvancılığı da, çiftçiliği de destekleyecek bir bankamız var. Türkiye Halk Bankası var. Bunun kuruluş amacı da bu, Türkiye Ziraat Bankası var. Türkiye Ziraat Bankası ve Halk Bankası bugün, çiftçi, köylü ve hayvancılığı destekleyeceği yerde medya ile uğraşıyor. Medyayı destekliyor. Devletin en büyük bankaları çiftçiye kredi vermek yerine bir gazete grubunu satın almak için kredi veriyor. Böyle olduğunda Türkiye’nin gelişmesi mümkün değil. Türkiye’de birçok tarım ürünü ithal etmeye başladık. Hayvancılığı işte hepimiz gördük, Lüleburgaz’ın meydanlarında hayvancılığı gördük. Türkiye’nin bu yapıyla bir yere gitmesi mümkün değil. Onun için bizim yapmamız gereken, Türkiye’de Çiftçiyi ve Köylüyü ülkenin efendisi haline getirmemiz lazım. Bugünkü bu iktidarın her yerde yüzüne gözüne bulaştırdığı gibi, bu konuda da bulaştırdı. Değerli arkadaşlar, tabiî ki bunlar bu medyayı satın alacaklar. Tabiî ki kendi medyasını oluşturacaklar. Neden? Oluşturmak zorunda ki kendi açıklarını kapatsınlar. Bugün medyanın %40’ını bir partinin tekeli haline getirdiler. O medya sayesinde bazılarını korkutarak, bazılarına el koyarak, bazılarını da oluşturarak, bugün ülke sanki güllük gülistanlıkmış gibi bir hava estiriliyor. Hiçte öyle değil.”
“Dünya terör örgütü ilan etti Suriye’yi, biz Suriye’ye gittik kol kanat gerdik”
Bugün 2002’de bu iktidar devlet yönetimini devir aldığında Türkiye’nin birkaç temel meselesi vardı. Ekonomisi kendi çarkını çevirecek pozisyondaydı ve raydan çıkmış ekonomiyi de bir program teslim ederek devir aldılar. Türkiye’nin dış politikada birkaç meselesi vardı. Ne vardı. Yunanistan ile sorunumuz vardı. Bir Kıbrıs konumuz vardı. Suriye ile bir problemimiz vardı. Birde Ermenistan’la vardı. Peki, 2002 ile 2011 arasında bu meselelerden hangi bir tanesi çözüldü. Yunanistan ile mi dış politikada Ege sorununu çözdük? Adam kalktı Türkiye’nin göbeğinde Başbakan’ın yüzüne baka baka “sen işgalcisin” dedi. Yunanistan meselesinde bir adım ileriye gittik mi? Kıbrıs konusunda bir adım ileriye gittik mi? Suriye, dünya terör örgütü ilan etti Suriye’yi, biz Suriye’ye gittik kol kanat gerdik. Suriye ile Hatay ile ilgili konuyu çözüme kavuşturamadık. Bir dostumuz Azerbaycan vardı. Ermenistan’a alt yapısı oluşmamış dış politika deneyimsizliği ile gittik. Ermenistan ile müzakerelere başladık ve orda da Azerbaycan’ı küstürdük. Ne Ermenistan’a yaranabildik, ne Azerbaycan’a yaranabildik.
“Ama ben Cumhuriyetin bugüne kadar değerlerine sahip olduğu ve oluşturdu birçok yapıyı sattığını söyleyebilirim”
“Bu iktidar devir aldığında 247 milyar dolar dış borcumuz vardı. Bugün 550 Milyarı geçti. Buna da istikrar diyorlar. Yani bir tanesi çıkıp sorması lazım; “Bu kadar devletin malını mülkünü sattınız. Bu kadarda borçlandınız. Hangi bir yatırım yaptınız da, diyelim ki bu iktidar döneminde şöyle bir yatırım yapıldı, birkaç bin işçide burada işe girdi. Bir tane gösterebilir misiniz? Bu salondaki arkadaşların hepsine bu soruyu soruyorum. Bize son 8 yılda büyük bir otomotiv sanayi veya her hangi bir sanayide bir temel atma gösterebilir misiniz? Ama ben Cumhuriyetin bugüne kadar değerlerine sahip olduğu ve oluşturdu birçok yapıyı sattığını söyleyebilirim.”
“Hükümet palyatif şeyler ile uğraşıyor”
“Bu iktidar yönetimi devir aldığında terör sayısı yok denecek kadar azdı. 5-6 kişiye düşmüştü olaylar. Ama bugün gene yüzleri aşan şehit cenazeleri geliyor. Altında yatan neden ne? Terörü cesaretlendirmek. Eğer bu iktidar terörü cesaretlendirmeseydi. Bugün teröristin ayağına Türk yargısını, mahkemesini kurmasaydı Habur Gümrük Kapısı’nda ve o teröristlere ulusak kıyafetler ile otobüstün üstüne çıkartıp o zafer işaretleri yaptırtmasaydı. Terör bu kadar azmazdı. Bu kadar pervazsız olmazdı. Bu kadar bölünmeyi işaret etmezdi. Hükümet palyatif şeyler ile uğraşıyor. Ama aynı hükümet Beyrut’un meydanında nutuk atıyor. Ya sen Türkiye’deki, o içerideki düzeni kurdun mu ki Beyrut’ta nutuk atıyorsun. O Arap çölleri o kadar çok şeyleri yuttu ki, koca Osmanlı’yı yuttu. Hatta onunda türküsü de vardır. “giden, geri gelmiyor.” diye oraya gittiğiniz zaman çok dikkatli adım atmalısınız. O çöller yutar insanı, ama şöyle söylüyorum. Ya biz bu kadar Orta Doğu’daki Arap ülkelerine hamilik yapıyoruz. Ama bir tanesi Kıbrıs ile meselemiz var, dünya ile bu Kıbrıs ile bir ticari iş birliğine soyunsun, hayır bir tane Arap ülkesi iktidarı bunu yapmıyor. Ben niye buların hamiliğine soyunuyorum. Yani benim önemli bir meselemde hiç kimse benim arkamda değil, ama onun nükleer bomba yapımında ben arkasındayım. Diğeri teröristi destekliyor, ben arkasındayım. Dünya ile karşı karşıya geliyorum ama ne Avrupa Birliğinde, ne Kıbrıs konusunda, ne bir birleşmiş devletlerdeki her hangi biri bunların hiç birini arkamızda görmüyoruz.”
“Türk halkının gözünü açmalıyız”
“Yani bu ülkeyi yöneten bu iktidar sadece sıcak parayla faizle para alıp ülkede belli kişilere belli poşetler ile bir şey dağıtarak bu ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Türk halkının gözünü açmalıyız, Türk halkına şunu söylemeliyiz; “hey vatandaşım bu senin hakkın, bu adam poşeti babasının parası ile vermiyor. Senin vatandaşlık hakkını sana veriyor.” Onun için bizim projelerimizden bir tanesi işte bu aile sigortası, o ailede çalışan yoksa, ona poşet sadaka verilmemeli, bankasına parasını yatıracağız, banka kartını da evin hanımına teslim edeceğiz. Bu saltanata da son vereceğiz. Sadaka dağıtarak oy alınmasına da son vereceğiz. Seçimden seçime onların hatırlanmasına son vermeliyiz. Onurlu birer birey yapmalıyız insanları, bizim hedefimiz bu,”
“Yakında kadının adı olmayacak”
“Bugün heykel ile uğraşılıyor. Ben huzurunuzda sormak istiyorum. Afganistan’da o heykeli bombalayan Taliban anlayışıyla Kars’taki heykeli ucube diye niteleyen anlayış arasında ne fark var? Afganistan’daki heykelleri gitti bombaladı. Afganistan’daki de kadını hayattan çıkarttı. Kadını hayatın ortasından aldı. Bugün burada da aynı şey var. Yani yakında kadının adı olmayacak, ben Türk kadınına seslenmek istiyorum; “hey Türk kadını, sana çağdaş Cumhuriyet’in verdiği değerlere sahip çık. Sen erkeğin kulu olma. Sen bir bireysin.” Biz bunu istiyoruz. Türk kadınının seçme seçilme hakkını belki, dünyadaki tekstilde yanan kadın gibi mücadele etmedi. Beklide mücadele etmediği için bedel ödemediği için böyle rahat teslim edebiliyoruz diyebilirim. Burada haksızlık yapmak istemem ama Türk kadını kendi hakkına sahip çıkması lazım. Türk gençliğinin kendi haklarına sahip çıkması lazım,”
“Bizim arkamızda inanç gücümüz var”
“Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Evet, bizim arkamızda çok büyük medya gücü yok. Ama bizim arkamızda inanç gücümüz var. Biz bir bireyiz, biz bu ülkeyi çağdaş medeniyetlere götürmek için yola çıktık, bu konuda işimiz zor olacak. Ama kapı kapı dolaşarak yapmalıyız. Biz bunu dostlarımıza anlatarak yapmalıyız. Amam böyle sıcak para ile medya ile yad a medyada bazı kişilere baskı kurarak bizim önümüzü kesmeye çalışan yapıyı biz kapı kapı dolaşarak aşacağız. Umut ediyorum 2011 bu ülke için bir dönüm noktası olur. Hepimizi içinde hayırlı bir yıl olur. Eskiden diyorduk ülke bir yerlere doğru kayıyor. Hayır, ülke diktatörlüğe doğru kayıyor. “ben” merkezli bir diktatörlüğe kayıyor. Umut ederim bu “ben” merkezli diktatörlüğe bir son veririz.”
Başkan Yardımcısı Toprak’ın konuşmasının ardından ziyaret basına kapalı bir biçimde devam etti. (cs)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here