Babacan Kırklareli’deydi; “Geniş bir coğrafyada Türkiye artık daha etkin”

15
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan; “Türkiye artık güvenilir, hesabını, kitabını bilen ve ekmeğini taştan çıkaran bir ülke haline geldi” dedi.

HABER MERKEZİ
Türkiye Buluşmaları kapsamında 13 Mart 2011 Pazar günü saat 17.00’da Paşa Kafe’de yapılan Halkla Sohbet toplantısına Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşımızın okunması ile başlayan Halkla Sohbet toplantısı Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Kırklareli İl Başkanı Emin Tunç’un açılış konuşmasıyla devam etti.
Tunç, dünyada bütün ülkelerin krizden kırıldığı bir dönemde AK Parti yönetiminde Bakan Babacan’ın Türkiye’yi krizden kurtardığını ifade etti.
Tunç; “AK Parti genel merkezimizce Türkiye buluşmaları kapsamında hükümetimizin icraatlarını, faaliyetlerini halkımızla paylaşmak, anlatmak üzere düzenlenen bu toplantıya Genel Merkezimiz Devlet Bakanımız ve Başbakan Yardımcımızı buraya görevlendirdiler. Bizde ziyadesiyle memnun olduk. Çünkü dünyada bütün ülkelerin krizden kırıldığı bir dönemde Türkiye AK Parti yönetiminde krizden kurtaran bakanımıza teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum” dedi.
Kırklareli Milletvekili Ahmet Gökhan Sarıçam ise Bakan Babacan’ın yapılan projeleri bizzat anlatmak için Kırklareli’ne gelmesinden dolayı mutluluk duyduğunu belirterek;
“Yapılan projelerin bizzat anlatımı için bakanımızın gelmesinden mutluyuz, teşekkür ediyoruz. Ekonominin sağlam zemine oturmasında en büyük paya sahip kişidir. Bakanımızı objektif bakan herkes takdir ediyordur. Sayın bakanımızın yasa çalışmalarında da emekleri oldu” dedi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan 2002 yılından bu güne kadar 8 yılı aşkın bir süredir, Türkiye’de AK Parti’nin iktidarda olduğunu ve bu dönemin Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarılı dönemlerinden birisi olarak kaydedileceğini belirtti.
Babacan; “2002 yılının Türkiye’si ile bugünün Türkiye’sine şöyle bakacak olursak neredeyse 2 ayrı ülkeden bahsediyoruz. 2002 yılında 3 bin 500 dolarlar mertebesindeki milli gelirimiz bu gün itibarıyla çok şükür 10 bin doların üzerine çıkmış durumda. Üstelik bu son küresel finansal kriz Türkiye açısından baktığımızda dünyadaki en az etkilenen ülkelerden birisi olduğumuzu görüyoruz. Burada bizim zamanında bu krizden çok daha önce 2004 ve 2006 yıllarında yapmış olduğumuz reformların katkısı var. Ancak kriz başladıktan sona bu kriz dönemini yönetmeyle ilgili yaptıklarımızda yine çok önemli yeri var. Türkiye bankacılık konusunda, finans konusunda 2000-2001 yıllarında çok ciddi bir kriz yaşadı. Bu kriz bizim kendi kendimize ürettiğimiz bir krizdi. O günlerin dünyasında öyle ciddi bir problem yok. Tamamen Türkiye’deki yanlış yönetim, Türkiye’deki o güvensizlik ortamı, yolsuzlukların, yoksulluğun ve yasakların bolca yaşandığı günler o günler.
* “10 yıl vadeye kadar vadesi vardı bu senetlerin”
O günlere bakıyoruz. Bir koalisyon hükümeti var işbaşında. Burada sayın Bahçeli, Ecevit ve Yılmaz koalisyon ortağı. Üç partili koalisyon. Öyle bir krizdi ki bu bir gecede milli gelirimizin üçte birini kaybettik. 22 tane batan bankanın maliyeti. Zarar eden kamu bankaların maliyeti çok büyük oldu. Bütün bu batan bankalar ve kamu bankalarının zararlarıyla ilgili o kriz döneminde hazinenin borcu arttı. Bu borç, bu bankaların açıklarının kapatılmasıyla ilgili çıkarılan özel tertip iç borçlanma senetleriydi, onunla borç arttı. 10 yıl vadeye kadar vadesi vardı bu senetlerin. Biz 2010 yılın ekim ayı geldiğinde bunların tamamının ödemesini bitirdik. 2000-2001 darbenin maliyetinin daha şurada 2010 yılının ekim ayında bitti.
* “Memlekete verdikleri bu zararı, bu ziyanı önce anlatmaları lazım”
Hazineden arkadaşlarımıza dedim ki toplayın bakalım ne ödemişiz. Çünkü o kağıtların ana parası var, faizleri var, ödemelerde bitti. Artık neye mal oldu şu 2000-2001 krizi. MHP, DSP, ANAP hükümetinin maliyeti bize ne oldu çıkarın dedim. Gün gün ay ay çıkarttılar rakamları. Yaptığımız ödemelere şöyle bir sadece bir enflasyonla bu güne getirdik baktık ki 250 milyar TL, eski parayla 250 katrilyon. Biz o gün o paraları ödedik. Ama bir yandan da devletin borcu var ve faiz ödüyor. Bu ödediğimiz parayı hazinenin borçlanma faiziyle bu güne getirin, şu hesabı yapalım, eğer biz o gün bankacılık krizi yaşamasaydık, bu gün ne kadar daha az borcumuz olacaktı devlet olarak. Bu gün çıkıp da konuşanlar, şöyle böyle diyenler öncelikle dönüp, 2000-2001 yılında kendileri hükümetteyken memlekete verdikleri bu zararı, bu ziyanı önce anlatmaları lazım.
* “Yüzde 100’e doğru giden bir borç var”
2008-2009 krizinde dünya çok ciddi bir tabloyla karşı karşıya kaldı. II. Dünya savaşından sonraki en büyük en ekonomik daralma 2009 yılında yaşandı dünyada. Dünyanın topyekun ekonomisi küçüldü. Bu krizin devletlere toplam maliyeti II. Dünya savaşının maliyetinden daha fazla. Bugün ABD’ye bakacak olursak; bugün ABD borcunu milli geliri seviyelerine yükseltmiş durumda. Yüzde 100’e doğru giden bir borç var burada. Avrupa Birliği’nde durum aynı. Ancak bir dünya savası çıktığında bir ülkenin borcu bu kadar yükselir. Normal dönemlerde bu kadar yüksek borç olmaz.
* “Devir aldığımız borç, yüzde 74 iken yüzde 41’e düştü”
Bu rakamlara Türkiye’de bakacak olursak, bizim devraldığımızda borcumuz milli gelirimizin yüzde 74’ü idi. 2010 sonunda bu yüzde 41’e düşmüş durumda. Şu anda gelişmiş ülkelerin borcu Türkiye’ye göre, 2- 2,5 misli daha fazla. Gelişmiş dediğimiz ülkeler eskisi kadar hızlı büyüyemeyecekler. Büyüme oranları çok ciddi şekilde aşağıya inmiş durumda. Türkiye’nin büyüme hızı, geçen sene yaklaşık yüzde 8 gibi bir rakamla kapattık, 31 Mart’ta kesin rakamlara açıklanacak. Bu dünyanın en hızlı büyüme oranlarından birisiydi. Bu yıl nereden baksak yüzde 4-5,5 arasında tahminler var 2011 için. Buda yine Avrupa’nın hızlı büyüme oranını verecek bize. Türkiye, kendine güvendiği sürece, doğru yönetildikten sonra bu ülkenin yapamayacağı, elde edemeyeceği başarı yok.
* “8 yılda Türkiye’de güzel şeyler oldu”
Türkiye artık güvenilir, hesabını, kitabını bilen ve ekmeğini taştan çıkaran bir ülke haline geldi. Üç sayıyı çarpıp toplayıp da sonucu bulamayanların yapabileceği işler değil bunlar. Gerçekçi, dost doğru olmamız ve çalışmamız gerekiyor. Güven olunca her iş olabilir. Halkımız günlük alışverişini rahat yapıyorsa bu çalışmalar neticesinde olmuştur. 8 yılda Türkiye’de güzel şeyler oldu. Biz artık ‘2023 yılı’ diyoruz. Ufkumuzu daha uzak yerlerde arıyoruz. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında artık Türkiye’nin hedefleri var. Bu hedeflere doğru hep beraber koşacağız. Geniş bir coğrafyada Türkiye artık daha etkin. 2008 yılında Dışişleri Bakanlığı görevinde iken Birleşmiş Milletler seçimlerine girdik. Seçimlerde 192 ülkenin temsilcisi oy kullanıyor. Bu oylar gizli oylar. Bende New York’ta Türkiye adına oy kullandım. Sayımlar yapıldı, 192 ülkenin 151’i Türkiye için oy kullandı. Oran yüzde 80. Bu kadar ülkenin gönlünü kazanmak, bu kadar ülkenin Türkiye için ikna olmuş olması gerçekten önemli. Son 10 yılın en yüksek oranıydı.
* “Statümüz değişerek yardım eden ülke haline geldik”
Son 10 yıldır hiçbir ülke bu kadar yüksek oy almamış. İki yıllık üyelik dönemimizde ülkemizi çok iyi temsil ettik. Hangi ülkeye gidersek gidelim bize kucaklarını açıyorlar. Türkiye 2004 yılına kadar yardım alan bir ülkeydi. Yani Türkiye’ye dış kuruluşlardan yardım geliyordu. 2004 yılından sonra statümüz değişerek yardım eden ülke haline geldik. Alan bir ülkeyken veren bir ülke statüsüne kavuştuk. 2009 yılında dış yardımlarımız 707 milyon dolara çıktı. 2010 yılında 1 milyar dolara yükseldi. Dünyanın neresinde ne olursa olsun Türkiye artık oralara koşuyor. Türkiye kendine güvendiği sürece, doğru yönetildikten sonra bu ülkenin yapamayacağı, elde edemeyeceği başarı yok. Dar gelirli ailelerin çocuklarının okula gönderilmesinden, kömür yardımına kadar, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarımızın vermiş olduğu desteğe kadar, belediyelerimizin verdiği destekler ortada. 2011 bütçemizde sadece engelli vatandaşlarımızın eğitimi ve diğer giderleri için ayırdığımız pay 3,5 milyar lira. Sosyal bir devlet mutlaka sağlık hizmetini iyi veren bir devlet olmalıdır dedik. Sosyal demokrasi diyenlerin memleketi ne hale getirdiğini çok açık örnekleriyle gördük. Biz emekli sandığını, SSK, Bağ-Kur ayrımı yapmadan, hepsi bizim vatandaşımız dedik. Biz insana insan olduğu için ve yaratılanı yaratandan ötürü sevdiğimiz için meselelere bakıyoruz.
* “Bu mesajları halen alamayanlar, anlamayanlar var”
Türkiye’de halk 12 Eylül’de yapılan referandumda çok açık bir mesaj verdi. Halk artık eski dönemleri yaşamak istemiyor. Darbe dönemlerinin bitmesini, yargı reformunun önünün açılmasını, Türkiye’nin bir hukuk devleti olmasını talep ediyoruz. Bütün muhalefet partileri kıyasıya ‘Hayır’ için kampanya yaptı, ama halkımızın sağduyusu o kadar kuvvetli ki Türkiye’de yüzde 58 gibi baskın ve güçlü çoğunlukla anayasamızı değiştirdik. Bütün tartışma, gürültülere rağmen halkımız, tercihini çok açık ortaya koydu. Bu mesajları halen alamayanlar, halen anlamayanlar var. Halktan kopuk olduğunuz zaman belli bir kesimin temsilcisi olarak yola çıktığınız zaman iş olmuyor” diyerek sözlerine son verdi.
Halkla Sohbet toplantısı basına kapalı olarak devam etti. (ue)

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here