Ayşenur Tekdal; “Zafer inananındır ve zafer yakındır”

16
* Saadet Partisi (SP) Kırklareli Kadın Kolları tarafından düzenlenen Teşkilatlanma Toplantısı’na katılan Kadın Kolları Genel Başkanı Ayşenur Tekdal; “Zafer inanındır ve zafer yakındır” dedi.

HABER MERKEZİ
Saadet Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı Ayşenur Tekdal, 08 Aralık 2009 Salı günü Saadet Partisi Kırklareli İl Binasında Saadet Partisi Kadın Kolları Başkanı Dilek Gündüz ve Kadın Kolları Üyeleri’nin yer aldığı Teşkilatlanma Toplantısı’na katıldı. Yeni seçilen Saadet Partisi Kırklareli Kadın Kolları Başkanı Dilek Gündüz’e hayırlı olsun diyen Genel Başkan Tekdal çalışmalarında başarılar diledi. Kadın Kolları teşkilatına konuşma yapan Ayşenur Tekdal;
“Kırklareli İl Kadın Kolu Teşkilatlarımızın bu güne kadar yapılan çalışmalarını değerlendirmek, çalışmalara yeni bir ivme kazandırmak ve hedeflerimize ulaşılabilmesi için ülkemizin ve dünyanın durumunu dikkate alarak neden ve nasıl çalışmamız gerektiğini birlikte müzakere ve teşkilatımızı motive etmek üzere bu ziyareti planladık. Bu sebeple aranızdayız. Ülkemizdeki ekonomik ve sosyal olumsuzlukları hepimiz üzüntü ile izliyor ve kaygı duyuyoruz. Dünyada baş gösteren ekonomik krizin ülkemize yansıması ile işsizlik başta olmak üzere sorunlarımız daha da büyüyerek acil çözüm beklemektedir. Bu ve benzeri sebeplerin bir sonucu olarak adeta toplumumuzda cinnet denilebilecek toplu katliamlar, ardı arkası kesilmeyen cinayetler vuku bulmaktadır. Bu çılgınca gidişin Devlet ve Millet olarak engellenmesi için gerekli tedbirler gecikmeden alınmalıdır. Kanaatimizce yaşanılan felâketlerden kurtulmanın yolu, hak ve adaleti yeniden inşa gayesine yönelik ahlak ve maneviyat temeline dayanan zemini hazırlamaktır.
Ancak münferit çalışmalarla istenen sonuca ulaşılamaz. İyileştirmeye yönelik çalışmalarda birlikte harekete ihtiyaç bulunmaktadır. Saadet Partisi mensupları olarak bu birlikteliği sağlamak için gayret göstermemiz gerekiyor. Evlerimizde oturarak, günü birlik işlerimizle zaman geçirerek olaylara ilgisiz kalırsak ve hele yetişmekte olan çocuklarımızı huzur ve saadetin sağlanması ve devamı için çalışılması gerektiği bilinciyle yetiştirmez isek, bir gün Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da ve daha pek çok coğrafyada sergilenen vahşetin içinde buluruz kendimizi. Elbette gerekli çalışmaları yaparken dikensiz gül bahçesinde olmadığımızı, bin bir türlü zorluklarla, tuzaklarla karşı karşıya bulunduğumuzu, zor bir mücadeleyi göze almamız gerektiğini de biliyoruz. Temelde bu mücadelenin, hakkı üstün tutan zihniyet ile kuvveti üstün tutan zihniyet arasında geçmekte olduğunu da bilmek zorundayız. Çünkü kuvveti hak sebebi sayan emperyalistler boş durmuyorlar. Bizden de çok çalışıyorlar. Sergiledikleri oyunları değişik senaryolarla yeniden gündeme getirerek gayelerine ulaşmaktan geri durmuyorlar. Emperyalistler, göz koydukları coğrafyalarda daha fazla pay sahibi olmak için hâkimiyet mücadelesini acımasızca sergilemekte, el koydukları coğrafyalardaki müdahalelerini vahşetle sürdürmektedirler. İnsanlık bu vahşete seyirci kalmamalı ve ayağa kalkmalıdır. Türkiye bu vahşet karşısındaki üzerine düşeni yapmak zorundadır. Dünyadaki gelişmelere yön verebilecek ve özellikle Ortadoğu’daki vahşeti sona erdirecek hareketi başlatacak bir barış meşalesini tutuşturacak ülke Türkiye olmalıdır.
Ancak ne yazık ki ülkemizi yönetmekte olan siyasi iktidarlar, uygulamaya koydukları yanlış politikalarla ülkemizin sorunlarına çözüm getireceklerine sorunları daha da çoğaltmaktadırlar.
Bir taraftan IMF ye teslim olmakla ekonomik sorunları daha da büyüten, Türkiye’nin AB’ne üyeliği için fedakârlıktan kaçınmayan bir hükümettin yönetimi altındayız. Diğer taraftan ABD, Kırmızıçizgilerimize çizik atarak, askerimizin başına çuval geçirebilmektedir. Lozan’ı, dolayısıyla bugünkü sınırlarımızı tanımamaktadır. Dünyanın her köşesinde soykırım yapmalarına rağmen, başkalarını soykırımla suçlamakta, tarihinin ve sicillerinin bozuk olmasına aldırmayıp dünyaya insanlık dersi vermeye kalkışmaktadır. Komşularımızla aramızı açmak için çalışmalar yapmakta, bölgeyi karıştırıp milyarlarca dolar zarara uğratmakta ve milyonlarca Müslüman’ı katletmektedir. Dünyanın çevre dengesini bozup, evreni yaşanmaz hale getirmiş bulunmakta ve saymakla tükenmeyen olaylara rağmen, 1 Mart tezkeresini reddeden TBMM ne kızarak, bunu not ettik deyip Türkiye’yi tehdit edebilmektedir. Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Sudan’da, Etiyopya ve Somali’de Müslüman kanı akıtmaktan zevk almakta ve bu hareketini haçlı savaşı olarak belirtmiş bulunmaktadır. NATO’nun düşmanı olarak İslam’ı gören bir zihniyetle malûl öyle bir ABD’yi stratejik ortak olarak kabul ederek politika izleyen Hükümet’in tutarsızlıkları, Türkiye’yi bir felâkete doğru sürüklemektedir. Yapılan kötülüklerin farkında olmayışı, bu felaketi idrak etmeyişi Milli Görüş zihniyetini reddetmelerinden kaynaklanmaktadır.
Şimdi de Güneydoğu sınırlarımızdaki kıymetli tarım arazilerinin mayından temizlenmesi işinin yabancılara verilmesinin düşünülmesi, arkasından pek çok sorunlar bırakacak yanlış bir anlayıştır. Bu konuda Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Prof. Dr. Numan Kurtulmuş beyefendinin 22.5.2009 tarihli basın toplantısıyla Türkiye’nin lehine olacak tekliflerinin ciddiye alınarak uygulamaya konulması gerekir. Hangi yönden bakılırsa bakılsın Türkiye için tek çıkar yol Milli Görüşün iktidarda olmasıdır. Milli Görüş zihniyetinin iktidar olmasıyla halkımız "Yaşanabilir Bir Türkiye’ye ve "Yeniden Büyük Türkiye’ye kavuşmakla kalmayacak, şahsiyetli bir dış politika ile "Yeni Bir Dünya"nın kuruluşuna da öncülük ederek yurtta sulh, dünyada sulh ilkesini yaşama geçirerek tüm insanlığın kurtuluşuna hizmet etmiş olacaktır. Bu büyük şerefi kazanabilmenin yolu Milli Görüş iktidarı ile açılabilir. D-8’ler Milli Görüş iktidarında kurulmuş uluslar arası önemli bir organizasyondur. Bu kuruluşun değeri bilinmeli ve gayesine ulaşmasına destek verilmelidir. Buna inanılmalı ve bunun için her birey üzerine düşeni azimle, gayretle ve inançla yapmalıdır.
Milletler, iyi yetişmiş sağlam karakterli ve fedakâr insanların omuzlarında yükselir. Yönetenlerin çağın getirdiği yeniliklere açık, hedef ve gayelerini diri tutacak bir gönül aydınlığı içinde, bitmeyen bir gayret içinde olması gerekiyor. Gerçek şu ki; inanç ve ideallerimize uygun yaşamadığımız ve çalışmadığımız sürece, özlediğimiz huzur ve mutluluğa ulaşmamız da mümkün olmayacaktır. Çünkü güç bilgiden, ilim ve aksiyondan doğar. Bu nedenle ideallerimizi halkımızın her bireyine ulaştırmaya ve insanları bilinçlendirmeye şiddetle ihtiyaç vardır.
Saadet Partisi olarak gayemiz, davamızı halkın desteğiyle iktidar yapmak ve ideallerimiz çerçevesinde milletimize hizmet etmektir. Hedeflerimize akıl, ilim, tecrübe ve sevgiyle ulaşmamız mümkündür. Bunun için devamlı çalışarak neticeyi alabileceğimizi unutmamalıyız. Bütün insanlar muhatabımızdır. Sevgi, insanoğlunun en etkili, en kalıcı anlaşma dilidir. Yakınlaşmak için önce sevmek gerekiyor. Sevmeyince söz yerini bulmuyor. Olması gerekenler olmuyor. Sevginin hedefi gönül kazanmaktır, sevimli görünüş vermek değildir. Gönül Allah’ın evidir. Gönlümüzde olan dilimize yansır, bakışlarımıza yön verir. Bizler sevgi ile dopdolu olalım ki sevilen ve sözüne itibar edilen insanlar olalım.
Bilmemiz gerekir ki bizler davetçiyiz, yargılayıcı değiliz. Vazifemiz yargılamak değil davet etmektir. Davet ederken muhatabımızın özelliklerine ve davetin inceliklerine dikkat etmeliyiz. Gerek ferdî ve gerekse siyasi hayattaki çalışmalarımızda bu anlayış önemlidir. Büyükler himmetimizi yüksek tutmamızı öğütlemişlerdir. Zorluklar olabilir. Ancak hiçbir şey imkânsız değildir. "Her zorlukla beraber, mutlaka bir kolaylık vardır." İdeallerimiz yeni hamlelerin kaynağı olmalı, karşılaşılan engel ve zorluklar, azmimizi artıran faktörler haline dönüşmelidir. İnanç, çalışmakla başarıya götürür. Savaşları her zaman güçlü olanlar kazanmaz. Sonuçta kazanan inanan kişidir. İşleri birilerine havale etmek ve birilerinden yapılmasını beklemek yanlış bir davranıştır. Atalarımız "Yatanın, yürüyene borcu vardır" demekle çalışmanın, çaba göstermenin önemini vurgulamışlardır. İşte bu noktada çalışmalarımızın özü, ilişki kuracağımız insanlara değer verecek bir üslup içerisinde olmaktır. Zorlukla beraber kolaylığı bulmaktır. Milli Görüşü milletimiz tek başına iktidara getirmekle tüm problemlerini adalet ve huzur içinde çözüme kavuşturabilir. Bu gerçeğin görülmüş olmasının ilk işareti, 27 Mart 2009 mahalli idareler seçimlerinde de, onu takiben 7 Haziran kısmî seçimlerinde de Saadet Partisine verilen oyların anlamlı bir seviyede artmış olmasıdır. İkinci adım da Saadet Partisinin genel idarede iktidar olması için daha çok çalışmamız gerektiğine inanmış olmamızdır. Bu düşüncelerle ve Rabbimizin rahmetini umarak çalışmalarımızı bereketlendirmesi duası ile seçkin topluluğunuzu tekrar saygı ile selamlıyorum. Zafer inananlarındır. Ve zafer yakındır” dedi. (yy)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here