AKP yüzünden mi Hayır

11

KONUK YAZAR
Nabi Yağcı

Yalnız basında TV’lerde değil dost meclislerinde, aile ziyaretlerinde, kahvelerde/cafe’lerde, plajlarda güneşlenirken en çok konuşulan konu ve hele hele meyhanelerde iki tek atarken masanın en gözde mezesi “Evet” mi “Hayır” mı meselesi. 12 eylülde yapılacak referanduma kadar da böyle devam edecek. Sonrasında ise tartışmalar,12 Eylül 2010 sabahı, 12 Eylül 1980 sabahında terör olaylarının aniden, bir gizli el değmişçesine kesilmesi gibi kesilmeyecek.
Bu iki sözcük; evet, hayır sözcükleri neredeyse iki ayrı kampın logosu olmuş durumda. Evet’ci misin, Hayır’cı mı? Hayır’cıların ezici çoğunluğu değişiklik paketini AK Parti getirdi gerekçesiyle pakete karşılar. Paketi incelemeden evet ya da hayır tutumu almak hiç de hayırlara vesile olacak bir şey değil. Anayasa değişikliğinin yetmezliği ortada, fakat hayır diyenler içinde bu maddelerin demokrasimize getireceği zararları ortaya koyan kimse de yok. Karşı oluş gerekçesi AK Parti karşıtlığı. Fakat biraz daha yakından baktığımızda bu gerekçenin sahte bir gerekçe olduğunu görüyoruz.
Mesele AK Parti meselesi olmayı aşıyor.
Özellikle CHP’nin referanduma hayır gerekçesi sahte bir gerekçedir. CHP parlamenter demokrasi normlarına inanıyor olsaydı bu paketin TBMM’deki oylamasında boykotçu bir tutum almazdı. Olumlu bulduğu değişiklik maddelerine evet der, bulmadıklarına hayır derdi ve böylece bu paket kendi iddiaları olan “AK Parti’nin paketi” olmaktan da çıkardı. TBMM’de kabul edilen bir yasa o yasa tasarısını bir parti sundu ve o partinin milletvekilleri oy verdi diye o partinin yasası mı olur? Kaldı ki CHP de dâhil muhalefet partileri bu değişiklik tasarısıyla ilgili komisyon çalışmalarına katılmışlardı. Böyle yapmayıp komisyon çalışmalarını da boykot etmiş olsalardı şimdi savundukları gerekçe, yine yanlış olurdu ama hiç değilse daha güçlü bir argümana dayanırdı. Ret cephesi ne derse desin parlamenter demokrasi normları çerçevesinde, referandumda oylanacak olan yasa tasarısı TBMM’nin içinde ve dışında müzakerelerle oluşturulan ve TBMM’ye ait bir tasarıdır, AK Parti’ye değil.
CHP ve çevresinin “hayır” gerekçelerini AKP karşıtlığına dayandırma çabalarıyla üstünü örtmeye uğraştıkları gerçek işte tam bu noktada kendini duyuruyor. Onların karşı çıktıkları gerçekte AK Parti değil, TBMM’nin yasa koyma iradesi üstündeki vesayetin kaldırılmasıdır. Bundan korkuyorlar. Bu Meclis anayasa değişikliği yapamaz diyenler onlar değil miydi? Değişiklik paketini koltukları altına alıp iptal istemiyle yel yepelek Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) koşmamışlar mıydı? Bu değişiklik paketinin esas yönünden iptalini istememişler miydi? AYM’nin referanduma yolu açan kararı ise en çok onları şok etmemiş miydi?
Kılıçdaroğlu başkanlığındaki yeni CHP yönetimi eğer ikna edici olmak istiyorsa önce bu iptal başvurusunun yanlış olduğunu apaçık söylemeli. Ergenekon avukatlığı yoluyla vesayet rejiminin savunuculuğu çizgisini bıraktıklarını göstermeliler. Kılıçdaroğlu’nun TSK Kanunu’nun 35. maddesini kaldırma teklifi kuşkusuz desteklenmesi gerekli bir teklif. Kendi adıma bu teklife de “yetmez ama evet” derim. Yetmez çünkü eğer bu teklifi yapmakla Kılıçdaroğlu samimi ise Anayasa’nın 145. maddesinde yer alan askerî yargıyla ilgili yeni değişikliklere hayır demekle yanlış yaptıklarını da söylemeli. Zira çift başlı yargıyı ortadan kaldırmadan 35. Madde’yi kaldırmak darbecilerin yargılanmasını getirmez. Ülke demokrasisi ve TBMM üstünde askerî vesayetin en önemli ayaklarından biri askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını önleyen askerî yargıdır. Bir kez daha Kılıçdaroğlu’nun “tavşana kaç, tazıya tut” politikası izlediğini görüyoruz.
Kentli, laikçi çevrelerin “hayır” gerekçelerini de “AK Parti karşıtlığı” oluşturuyor gibi görünse de o kesimlerin tutumlarını motive eden gerçeklik bu değil. Artık bu değil. Şeriat korkusu geride kaldı, aşıldı, bunun yerini “Kürt karşıtlığı” almaya başladı. Bu çevrelerin cumhuriyet savunusunda laiklik vurgusunun yerini seçkinci-ırkçı bir ulus-devlet ideolojik vurgusu alıyor artık. Başka deyişle referandumda hayırcı tutumun gerisinde dünkü “korku” psikolojisi değil, bugüne uydurulmuş (güya çağdaş) restore edilmiş katılaştırılmış bir Kemalist ideoloji yer alıyor. Korku psikolojisi pasif bir etmen iken ideoloji haline gelmiş biçimi ise aktif ve saldırgandır. Bu ideoloji artık vesayet rejimini apaçık koruyup-kollama misyonunu üstleniyor. Bu çevreler bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun Baykal’a göre daha yumuşak görüntüsünden dahi rahatsızlar.
Sözün özü, “Hayır” cephesinde “AK Parti karşıtlığı” bahane.
Not: Taraf Gazetesi’nin 24.07.2010 tarihli sayısından alınmıştır.
nabi.y@superonline.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here